Sakarya’nın Vuslatı
Hafta sonu Ankara’dan Sakarya ilinin Karasu ilçesine gitmek nasip oldu. Sakarya nehrinin Karadeniz’le buluştuğu nehrin ağız kısmına gitmek nasip de oldu. Burada gördüklerimi ve yaşadıklarımı ve ben de oluşan izlenimlerimi sizlerle paylaşmak isterim.
Öncelikle sizlere Sakarya nehri hakkında kısa bilgiler vermek isterim; bu konuda bazı söylenceler (efsaneler) bulunmaktadır, bunlardan iki tanesini sizinle paylaşmak isterim. Birincisi şu ki, tarihçiler, Sakarya adının “Sangarius” tan geldiğini, bu adın da eski Frikya bölgesinde Sakarya’nın doğduğu yer olan “Sangia” şehrinden alındığını yazarlar. Bu şehir, Eskişehir sınırları içindeki Çifteler ilçesinin 3 kilometre güney doğusunda yer almaktaydı. Bu gün de burada kaynayan ve küçük bir göl haline gelen yer altı suları, Sakarya’nın kaynağı olarak bilinmektedir. İlk yerleşimci olan Frigyalılar M.Ö. VII. yüzyılda bu bölgede hüküm sürmekte iken, bu nehre kendilerince kutsal sayılan “Sangari” adını vermişler ve bu isim sonraları, “Sangarios” (Sangarius) ve saldırgan anlamına gelen “Zakharion” biçimine dönüşmüştür. İlin adı olan “Sakarya”nın MÖ. III ve MS. IV. yüzyıllar arasında bölgemizde yaşayan Bithynlerin Kraliçesi “Sangarius”un adının zamanla söyleniş değişikliğinden geldiği rivayet edilmektedir. Nitekim bölgedeki “Geyve”nin Bithyn “Gekve Hanım”dan, yine Sakarya Nehri’nin adı olarak yer yer söylenen “Sangari” veya “Sakari”nde bu rivayeti doğrular gibidir.
İkinci söylence (efsane) ise, mitolojiye göre, Friglerin Ana Tanrıçası Kibele’nin kocası Atis’i, Sakarya Nehrinin kızı Nana doğurmuştu. Nana, Sakarya’nın güzellikte eşsiz kutsal perilerinden biriydi. Bahar geldi mi Sakarya nehri açılıp saçılıyor, su perileri, yeşeren toprakların dallarında, çiçeklerinde, güzel kokularla tabiata kucak açıyorlardı. Nana, böyle bir bahar günü, çiçekli bir badem ağacına âşık olmuş, beyaz bir badem içini bağrına basarak gebe kalmış, sonunda Atis, ya da Temmuz’u doğurmuştu. Temmuz ayı, adını buradan almaktaydı. Ana Tanrıça Kibele’nin şehri, bugün Sivrihisar’ın on iki kilometre güney doğusundaki Pessinus olarak bilinir. Bugün, bu şehrin yerinde arkeolojik kazılar yapılmakta ve Kibele Tapınağı meydana çıkarılmaktadır. Eskiçağ Anadolu efsanelerine göre, Kibele aynı zamanda hayat ve bereketin tanrıçasıydı, tabiatın anası sayılıyordu. İlkbaharda kız, yazın çeşitli ürünleri doğuran ana oluyordu. Kibele’ye ay tanrıçası gözüyle de bakılıyor, ay hilâl şeklindeyken kızı, dolunayken gebe kadını temsil ediyordu. Sakarya da Anadolu tapınağının damarında dolaşan, ona can veren, güç kazandıran kan misali bir hayat kaynağıydı. Bundan dolayı Sakarya nehri yüzyıllar boyu kutsal sayılmış, susuz, bağrıyanık Anadolu toprağını sulamış, geniş ovaları, yaylaları kıvrım kıvrım dolaşarak Karadeniz’e kavuşmuştur.
Sakarya nehri, Kızılırmak ve Fırat nehirlerinden sonra Türkiye’nin üçüncü en uzun, Kuzeybatı Anadolu’nun ise en büyük akarsuyudur. Nehir, ismini Yunan Mitolojisi’ndeki nehir tanrısı Sangarius’dan almaktadır. Uzunluğu 824 km olup, beslenme havzasının genişliği 58.160 km²,dir. Sakarya nehri havzasında şu dokuz ilin toprakları bulunmaktadır: Sakarya, Bolu, Ankara, Eskişehir, Bilecik, Bursa, Kütahya, Konya, Afyon. Sakarya nehrinin kolları: Porsuk Çayı, Ankara Çayı, Mudurnu Çayı, Koca Çay, Kirmir Çayı, Çark Suyu ve Darıçay Deresi’dir. Nehrin bir kolu Afyon’un kuzeydoğusundaki Bayat Yaylası’ndan, diğeri Eskişehir Çifteler Sakaryabaşından doğar. Geyve Boğazı’ndan geçer ve Karasu’dan akarak Karadeniz’e dökülür.
Nehir dağları, taşları, ovaları ve vadileri aşarak, coşarak adeta bir derya denize dönerek döküldüğü ağız kısmında nehri seyretmek ne muhteşem bir durum. Köpüren dalgalı tuzlu Karadeniz sularıyla; biran öce sevdiğine kavuşmaya koşan tatlı Sakarya’nın suları tam bir görsel şov. İnsanda sonsuzluk hissi uyandıran Karadeniz’in o laciverte çalan suları boz bulanık Sakarya’nın sularıyla sarmaş dolaş olmaya çalışan engin uzantılar. Nehrin ağız kısmından içeriye doğru uzanan gittikçe daralan yatağının her, iki tarafında çeşitli ağaçların bu suları selamlar gibi dizilmeleri çok güzel bir manzara.
Geceleri dolunay altında özellikle ağustos gecelerinde Sakarya’nın Karadeniz sularıyla dalgalar altında yakamozlarının görselliğinin o muhteşem görüntüsü ne güzel. Sakarya vuslata ererken çevresine bu güzellikleri hediye eder. Bu görsel şovu herkesin görmesi inancındayız.
Sakarya nehrinin ağız kısmını gezen insanlar; yerel yönetimin ve özel sektörün mekâna çok güzel sahip çıktığını ve çeşitli sosyal donatılarla desteklediğini göreceklerdir. Çok çeşitli balık lokantaları, kafeler dinlenme alanları vs. görmektedirler. Ayrıca uyarı ve bilgi verici levhaları nehrin denizle buluştuğu her yerinde görmek mümkün. Mescidinden, lavabosuna varıncaya kadar her şey düşünülmüş. Ben şahsen bir coğrafyacı olarak şimdiye kadar böyle bir yeri niçin ziyaret etmedim diye çok üzüldüm, kendi kendime hayıflandım durdum. Gerçekten burası yıllar önce ziyaret ettiğim, Kuzey Makedonya’da bulunan Ohri gölünün ayağı (gidegen) olan Struga kentinden daha büyük ve güzel alana sahip. Ne yazık ki bizler gereken değeri vermekte geç kalmışız. Adamlar Struğa şehri kıyısındaki alanları Dünya Şairler Kenti haline getirmişler. Dünyanın her tarafından binlerce şair ve yazar Struga’ya gelip hem tanıtımını yapılıyor hem de festivali. Ulaşım ve coğrafi, tarihi ve kültürel yönden inanın çok daha güzel olan bu mekânda bu faaliyetler yapılabilir. Neden bizim bu güzel mekânımızda böyle bir organizasyona vesile olmasın? Bizlerde inanın çoğumuzun bu coğrafyadan haberi bile yok. Mutlaka herkesin ziyaret etmesi gereken bir mekân benden söylemesi, gelir görürseniz çok şey kazanırsınız işin özeti bu.
Bakınız bizim gönül sultanlarımızdan Necip Fazıl Kısakürek ne diyor? Sakarya deyince, Necip Fazıl’ı anmazsak ayıp olmaz mı?
İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
…
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakarya’nın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakarya’m, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük! ..
Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
…
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
…
Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
…
Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolu’nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ..
Sultan-üş-Şuara’nın bu güzel Sakarya şiiri üzerine başka ne söylenebilir ki.
https://en.wikipedia.org/wiki/Sakarya_River
