DİRİLİŞ VE KURULUŞ UFKUYLA SÖĞÜT’TEN BİLECİK’E RÜYA GİBİ YOLCULUK

1
bilecik

DİRİLİŞ VE KURULUŞ UFKUYLA SÖĞÜT’TEN BİLECİK’E RÜYA GİBİ YOLCULUK

            Mevsim ilkbahar olunca bir grup arkadaşla önceden planlandığımız gibi Başkent Ankara’dan sabahleyin güneşin ışıl ışıl yansımasıyla Osmanlının doğuşunun, kuruluşunun merkezi olan Söğüt Bilecik’e doğru aşkla şevkle yola çıkıyoruz. Ankara’ya yaklaşık 300 km’lik bir mesafe. Polatlı ovasından Gordion’dan geçerken Midas’ın kulaklarını çınlatıyoruz. Tatlı eğimli yamaçlardan Sivrihisar’a doğru yaklaşırken sola doğru Günyüzü yönünde Nasrettin Hoca Türbesi’nin tabelasını ve eşeğe ters binmiş heykelini görüp bir selam ona, yolun sol tarafına doğru Mihalıççık tarafında ise Yunus Emre Türbesi’nin tabelasını da görüyoruz bir Fatiha bir selam da ona veriyoruz.

            Eee! Adet olduğu üzere elbette Eskişehir’i pas geçemeyiz ya! Şöyle Porsuk çayı kıyısından, Bal Mumu Müzesi’nin kenarından, Odunpazarı evlerinin o muhteşem mimarisini seyrediyoruz. Gönül bu durur mu hiç? Kardan beyaz lületaşının insanın elinde ruhunun estetiğiyle ne hale geldiği Lületaşı Galerisin de keyifle seyrediyoruz. Eee! Dedik ya yolcu yolunda gerek ne yazık ki çibörek yemeden, şöyle Porsuk’un üstünde bir saltanat kayığına binmeden ama gönlü zengin esnafın sunduğu Met Helvası’ndan tadarak Sazova’nın kenarından Masal Şatosu’nu seyrederek ana yola çıkıyoruz.

            Bozüyük’e varmadan ana yoldan kuzeye doğru Söğüt istikametine doğru dönüyoruz. Aman Yarabbi; ne muhteşem bir manzara kıvrıla kıvrıla meşe ağaçlarının, çalılıkların ve yeşeren tarlaların arasından Söğüt’e doğru otobüsümüz yol alırken aşınmış tepeleri gören arkadaşlar “Bunlar nedir, niye kazılmış aşınmış” diyor. Evet, bunlar seramik sanayinin Başkenti sayılan yerler, malumunuz Söğüt seramik dünyada meşhur. Burada daha pek çok maden çıkıyor. Hatta altın bile çıkıyor demeden sol tarafımızda altın madeni işletilen havuzun mavi sularına gözümüz ilişiyor.

            Kıvrım kıvrım yolları inerken karşımızda bütün haşmetiyle Osmanlının dirilişi ve kuruluşuna sahne olan Söğüt beliriyor. Yaklaşık yirmi nüfusa sahip engebeli plato ve vadilerden oluşan bir coğrafya. Evet, burası Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun Kilit, Kapı ve Anahtar romanlarında belirtiği coğrafyanın görsel şovunu bize sunuyor. Altı asır sürecek olan bir imparatorluğu doğuran, dirilten, kuran bir coğrafya hepimizde müthiş bir heyecan doğuruyor. Düşünebiliyor musunuz Şeyh Edebali’nin, Ertuğrul Gazi’nin, Osman Gazi’nin ve Horasan erenlerinin ve de nice Yörüklerin at koşturduğu, obasını kurduğu toprağa, yaylalara sizde ayak basıyorsunuz.

            “Körün istediği bir göz Allah verir iki göz” misali. Ertuğrul Gazi’nin türbesinde nöbet tutan Alperenlerin nöbet değişimi iki saatte bir oluyormuş bizde tam nöbet değişimine denk geliyoruz. Üç yiğit dışarıdan heybetli yürüyerek geliyor ellerinde kılıç ve keskin balta, kemerleri, deri yelekleri tam bir Alperen kıyafetiyle geliyorlar. Türbeden çıkan iki cengaverde onlara doğru gelip türbenin önünde duruyorlar. Başlarındaki nöbet değişimini yaptıran yiğit gür sesle komut vererek, devlete bağlılığını belirterek nöbet değişimini yaptırıyor tıpkı filmlerin gerçeği olanından. Heyecanlanmamak, duygulanmamak mümkün değil hatta bazı arkadaşların gözlerinden yaşların süzüldüğünü görüyoruz. Tüylerimiz diken diken oluyor. Tarihi tarihin ve coğrafyanın içinde doya doya yaşıyorsunuz iliklerinize, ruhunuza kadar.

            Ertuğrul Gazi Külliyesine giriyoruz. Ertuğrul Gazi Türbesi’nin hemen girişinde bulunan Ertuğrul Gazi’nin eşi Halime Hatun’un mezarıyla karşılaşıyoruz. Başında duamızı yapıyoruz. Acaba neden bu mezar türbenin içinde değil de girişte diye düşünüyoruz. Arkadaşlar, bu durumun Türklerde hanıma ne kadar önem verildiğini ifade etmiş olduğunu belirtiyorlar. Çünkü ilk önce ziyaretçiler bu hanımı görüp dua ediyor diyorlar. Grup halinde türbeyi ziyaret ediyoruz. Bir imparatorluğun temellerini atan atamız Ertuğrul Gazi’nin makamında, başucunda Kayı boyunu temsil eden bayrak ve Türk Bayrağı ne güzel birliktelik oluşturulduğunu görüyoruz.  Türbede ki sandukanın etrafında Ertuğrul Gazi’nin evlatları Osmanlı Padişahlarının fethettiği ülkelerden getirilen toprakların bulunduğunu görüyoruz. Aman Yarabbi! Senin rızan için (İlayi kelimetullah) verilen ne büyük bir mesaj. Duamızı edip türbenin bahçesinde imparatorluğun temellerini atan diğer yiğitlerin mezarlarını (Gündüz Alp, Akça Koca vs.) ve Ertuğrul Gazi’nin oğlu Savcı Bey’in mezarı ile Osman Gazi’nin makamı olan mezarı (Osman Gazi’nin Türbesi Bursa’da) ziyaret edip üstü oba şeklinde çadırlarla örtülü tören alanına geçiyoruz. Ne yazık ki Yunan işgalinde bu türbe ve mezarlar tahribata uğramış, hatta anlatılanlara göre; Yunanlılar Türbedeki sandukanın bulunduğu yeri 8-9 m. kazdıkları altın veya hazine bulmak için söyleniyor. Şükür o büyük zatlarının naaşına oluşamamışlar ama türbeye ve mezarlara çok büyük tahribat vermişler Hala Yunan işgalinin kurşunlarının izleri mezar taşlarında görülmektedir. Devletimiz ise gereken özeni gösterip buraların tamiratını, restorasyonunu yapmış.

            Gerçekten devletimiz her yıl Söğüt’te düzenlenen törenler için çok güzel tören alanı yapmış. Bu alana on altı imparatorluk kurmuş olan milletimizin kurucularının büstlerini yapmış en ortada ise  Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın büstü var. Bir futbol sahası büyüklüğünde tören alanı görülmeye değer.

            Söğüt sokaklarını geziyoruz, bir Anadolu kasabası misali o tertemiz sakin huzurlu hali ile. Alaattin Camii ziyaret ediyoruz.  Tipik Selçuklu mimarisinin izlerini muhteşem minberini görüyoruz Buradan Çelebi Sultan Mehmet Camiine geçiyoruz. Bu camide dikkatimizi çeken kubbesinin üstünde dört bir tarafa pencerelerin açılır olması bu çok ilginç geliyor bize. Yorum yapıyoruz o dönemde klima yoktu havalandırma yapılsın diye kim bilir? Ayrıca bir arkadaşımız “bakın bakın caminin dört duvarları zincirlerle kama şeklinde demirlerle duvara bağlanarak tutturulmuş”. Buda caminin yıkılmasını, çökmesini önlemek içinmiş depreme vs. karşı kim bilir? Modern mimarlara buradan duyurulur. Bu da 13 ve 14. Yüz yılarda yapılmış olan bu şaheserin ne kadar mükemmel olduğu göstermez mi sizce? Camilerden ayrılıp şehir müzesini geziyoruz, küçük ama çok güzel. Dikkatimizi çeken şehirin içinde eski binaların ne yazık ki terk edilmiş yıkılmaya yüz tutmuş olduğunu görmek bizi üzse de kentin meydanına yapılan kare planlı çok güzel saat kulesi, restore edilmiş bazı binalarla yine kentin tam ortasında Osmanlıyı ve Cumhuriyetin ilk yıllarını hatırlatan rölyefler, kabartma tablolar bizi mutlu ediyor. Ha! Bu arada anti parantez belirteyim; şehrin merkezinde yediğimiz pideler gerçekten enfesti. Çünkü doğal olan bu yaylalarda beslenmiş hayvanların ürünü idi. Yörenin ürünlerinden olan lezzetli mezeleri söylemek için gurme (tatbilir) olmaya gerek yok kanımca.

            Arkadaşlar burada bir “Kuyulu Mescit” var mutlaka görelim deyince hep birlikte gidiyoruz oraya. Gerçekten küçük bir mescidin içinde ağzı demir parmaklıkla kapatılmış 6-8 m. derinliğinde bir kuyu görüp merakla içine bakıp derinliğini tahmin etmeğe çalışıyoruz.

            Buraya kadar gelip de Metristepe’deki Kurtuluş Savaşı şehitliğini görmezsek şehit ve gazilerimizin ruhu incinir düşüncesiyle Metristepe’ye doğru kıvrım kıvrım dar yollardan, bozulmamış otantik yapılı köylerden, hayvan sürülerinin kenarından geçerek ulaşıyoruz. Yine burada da devletimiz Kurtuluş savaşının bir parçası olan I. ve II. İnönü Savaşlarının hatırasını yaşatan düzenlemeleri yapmış. İsmet Paşa’nın heykelini dikmiş, hatta tutuğu günlükleri yazmış, kullandığı topu (İsmet Paşa Topçu Albay’dı) muhafaza etmiş. Yine cephe boyunca kazılan mevziler olduğu gibi kalmış. Ayrıca yapılan kabartma ve rölyeflerde çok muazzam. Malumunuz burası romanlara, şiirlere konu olmuş bir kahramanlık diyarı. Metristepe, Nazım Hikmet ve Atilla İlhan’ın şiirlerinde çok güzel destanlaşmıştır

            Metristepe gerçekten Bozüyük ovasına, Söğüt ve Orta Sakarya vadisi ve de Bilecik’e doğru hâkim bir tepe. Buraya gelmekte nazlanan arkadaşlar bu muhteşem konumu ve bir bahar mevsiminde yayla havasını ve de Türk Askeri’nin kahramanlık destanını bura da gözleriyle görüp o havayı soluyunca “iyi ki gelmişiz” dediler.

            Mihmandarımızın (rehberimiz) ısrarı ve önerisiyle Dursun Fakih Hazretlerinin türbesine doğru yola koyuluyoruz. Dursun Fakih Anadolu Erenlerinden Şeyh Edebali Hazretlerinin talebesi olan bir Hak dostudur. Osman Gazi adına ilk hutbeyi okuyan ki bu bağımsızlık demek aynı zaman da Osmanlı devletinin ilk kadısı olan kişidir. Türbesinin bulunduğu yer ise tıpkı Metristepe gibi Söğüt ovasına hâkim hatta Orta Sakarya vadisindeki seraları görebilecek konumda. Burası dört coğrafi bölgenin kesiştiği nokta olduğu için Orta Sakarya vadisinde mikro klima Akdeniz iklimi görülür. Seracılık yapılır, zeytin, incir, ayva, nar özellikle bal gibi kavun yetişir. Seralarda domates ardından marul yetiştirilerek metropollerin ihtiyacı karşılanır. Anlıyoruz ki ecdat boşuna buraları yurt edinmemiş.

            Arkadaşlardan birisi; “neden büyük zatların türbelerinin, külliyelerinin bulunduğu alan hâkim yerleşim yerlerinden uzakta ve yüksekte oluyor” diye sorunca bir arkadaş; “bunda ne var o gönül sultanları kendi iç dünyalarına dönmek ve o tepelerden geniş ufka uzanmak için” dedi. Tıpkı Dursun Fatih Hazretlerinin, Şeyh Edebali’nin türbesinde olduğu gibi.

            İkindi güneşinin kızıllığını takip ederek Söğüt’ün bağ ve bahçelerinden aynı güzellikte olan Bilecik’e doğru yüksek hızlı trenin viyadüklerinin altından geçerek ulaşıyoruz. Şeyh Edebali Kanyonu ve Türbesi adeta bize hoş geldiniz dercesine bütün ihtişamıyla gönlünü açıyor.

            İlk önce Bilecik Belediyesinin çok güzel düzenlemiş olduğu “Bilecik Belediyesi Osmanlı Padişahları Tarih Şeridi”, ni ziyaret ediyoruz. Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan son padişah Sultan Vahdettin’e kadar tüm padişahların hayatlarını detaylı bir şekilde sunan bir açık hava müzesini doyuncaya kadar geziyoruz. Üç buçuk dönüm arazi üzerine kurulu olan bu tarih şeridi, 140 metre uzunluğunda olup, her padişahın portresi, yaptırdığı tarihi yapılar ve katıldığı savaşlar hakkında bilgiler içermektedir. Bu özellikleriyle, ziyaretçilere Osmanlı tarihini interaktif bir şekilde deneyimleme fırsatı sunuyor. Çok güzel düzenlenmiş bahçesinde ki Japon sakura (Kiraz çiçekleri, güller vs. görülmeye değer. Burada bu projenin mimarı gerçek tarihçi Prof. Dr. Ahmet Şimsirgil hocaya da şükranlarımızı unutmuyoruz.

            Hemen üst tarafında bulunan Şeyh Edebali Türbesi sizi adeta “gelin evlatlarım” der gibi yanına çağırıyor. Osmanlı Devletin manevi mimarı ve Osman Gazi’nin kayınpederi bu Allah dostunun huzuruna varıp dua etmenin bahtiyarlığına ulaşıyoruz. Hemen türbenin yanında bulunan Osman Gazi’nin eşi Bala Hatun ve annesinin mezarını ziyaret edip dua ediyoruz. Türbenin olduğu hâkim tepeden aşağıdaki kanyonu seyretmek tam bir coğrafi şölen, karşı tepede dalgalanan bayrağımız ve Kayı boyunu temsil bayrağı seyretmekte ayrı bir tarihi gurur ve milli his.

            Akşam namazını 14. Yüzyıldan kalma bu tarihi mekandaki Orhan Gazi camiinde huşu içinde cemaatle kılmanın tadını anlatmaya ise kelimelerim yetmez.

            Arkadaşlar, “bu kısa sürede Bilecik’i gezmek mümkün olmadı bari otobüsle bir panoramik şehir turu yapalım” dedi. Sağ olsun şoförümüz ve rehberlerimiz bizleri kırmadı. Şehri boydan boya rengârenk yansıyan ışıklar altında gezmeye çalıştık. Yol boyunca yerel yönetim tıpkı kale surları, kale bentleri gibi duvar yapmış bravo çok beğendik.  Rehberimizin “burada II. Abdülhamid’in yaptırdığı çok güzel saat kulesi var, onu da görelim” demesine rağmen ne yazık ki yolu kaçırarak uzaktan saat kulesinin ışık saçan siluetini görmekle yetiniyoruz. Özetle şehrin her köşesinde Osmanlının ruhunu, doğallığını ve maneviyatını hissediyorsunuz.

            Bozüyük’te güzel bir lokantada kafilemiz yörenin etlerinden oluşan lezzet-i şahane etli çorbayı ve çaylarımızı içerek, Ankara’ya doğru yola koyuluyoruz. Gece ikide evimize varsak da otobüs de Ankara’ya gelinceye kadar kendi kızıl elmamızla yaptığımız şekerleme uykunun tadına ise doyamıyoruz.

Tarık TORUN

About The Author

1 thought on “DİRİLİŞ VE KURULUŞ UFKUYLA SÖĞÜT’TEN BİLECİK’E RÜYA GİBİ YOLCULUK

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir