Gümüşler’den Tabal’a Niğde’de Zaman ve Lezzet Arasında
Niğde’nin Gümüşler kasabasına yaklaştıkça coğrafya yavaş yavaş sesini kısar.
Bozkırın ortasında, insan elinin sabırla oymuş olduğu bir kaya kütlesi belirir:
Gümüşler Manastırı.
Onuncu yüzyıla tarihlenen bu Bizans manastırı, Anadolu’da tamamen kayaya oyulmuş en büyük manastır kompleksi olarak bilinir. Avluya indiğinizde, taşın içine saklanmış bir mimariyle karşılaşırsınız: kilise, şapeller, hücreler, mezar odaları…
Burayı benzersiz kılan mimarisinin yanı sıra ana kilisenin apsisinde yer alan “Gülümseyen Meryem Ana Freski”dir. Bizans ikonografisinde nadir görülen bir yüz ifadesiyle ziyaretçiyi karşılar. Yüzyıllar boyunca nice deprem, istilâ ve terk edilişe tanıklık etmiş bu yüz hâlâ yumuşak bir tebessümle bakar.

Burada zaman, duvarlardan damlayan serinlik gibi ağır ağır akar.
Bir an için Orta Çağ’ın sessiz keşişlerini, mum ışığında okunan duaları, taş hücrelerde geçen uzun geceleri düşünürsünüz.
Hititlerden Sofraya Uzanan Lezzet: Tabal Gastronomi Evi
Tarihle dolu bir gezinin ardından Niğde merkezde yönümüzü bu kez mutfağa çeviriyoruz: Tabal Gastronomi Evi. Adını, bölgenin Antik Çağ’daki adı olan Tabal Krallığından alan bu mekân, sıradan bir restoran değil; Niğde ve çevresinin yerel mutfak mirasını bilinçli bir şekilde yaşatmayı amaçlayan bir gastronomi durağı.
Menüde dikkat çeken şey, modern sunumun ardındaki nostaljik tatlar: Elmayla, ayvayla yapılan yöresel tatlılar, yerel tahıllarla hazırlanan hamur işleri, odun ateşiyle pişen et yemekleri ve her yemeğin şahsına münhasır hikâyeleri…
Özellikle Göllüdağ elmalı tatlı, Niğde’nin verimli volkanik topraklarının mutfağa yansıması gibi. Tarçın, elma ve hamurun dengesi, insanı çocukluk mutfaklarına götüren bir sadelik taşıyor. Elmadan akan elma karameli yanardağdan akan lavı, elmanın altındaki bisküvi kırıntıları gölün etrafındaki toprağı ve elmanın yanındaki karamel de gölü temsil ediyor.

Tabal Gastronomi Evi bir bölgenin tarihini tabaktan okumak gibi bir şey. Yerel ürünlerin seçimi, pişirme teknikleri ve sunum dili, kültürel sürekliliğin mutfaktaki izdüşümünü oluşturuyor.
Not: Niğde gezimdeki rehberlik ve yol arkadaşlıklarından ötürü sevgili kuzenlerim Müge Acar Gökçek, Ebru Acar Koca ve Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Hakan Koca’ya teşekkür ederim.



Harika bir tanıtım gezi yazısı tebrikler
Bizi diyar diyar lezzetler eşliğinde gezdiren hocamızı kutlarız, teşekkürler bir tadımlık güzel yazı
Tebrikler gidip gezmiş gibi olduk.