“YALNIZ ZAMANLAR” Şiirinde Yalnızlık Felsefesi ve Modern İnsan Dramı

3
yalnız zamanlar

Yalnız Zamanlar, bu günlerde son düzelti ve tashih çalışmaları devam eden, birkaç hafta içerisinde de yayınlanması planlanan ikinci şiir kitabımın adı. Öncelikle kitabın, niçin “Yalnız Zamanlar” şeklinde bir başlık taşıdığı konusuna açıklık getirmek isterim.

Her şeyden önce bu başlık, kitapta yer alan en lirik ve coşkulu bulduğum şiirlerimden birinin adı. Bununla birlikte “Yalnız” ile “Zamanlar” kelimeleri arasında akışkan bir uyum, musikili bir tını ve gizemli bir ritim mevcut. Dolayısıyla bir kitap adı olarak böylesi bir isim bana ilgi çekici, dolu ve doyurucu geldi. Ayrıca bendeniz, kalabalıklar içerisinde yalnızlık hissini önemseyen biriyim. Diğer bir deyişle çokluklar arasında yalnızlığı yaşamanın, gelişigüzel bir tercih değil, özgün bir olgu veya disiplin olduğu kanısındayım. Bu nedenle yalnızlık; birçok yazar, şair, düşünür, entelektüel, filozof ve hakikat arayıcısının doğal hâlidir. Dolayısıyla yatay yapılanma eğilimli düşünür ve entelektüeller; bütün iddiasızlıklarıyla yalnızlığı, eşitliği, bireyselliği, tek başınalığı, ivazsız ve beklentisiz bir yaşam sürmeyi bittabi severler. Naçizane bendeniz de mümkün mertebe okumaya, yazmaya, düşünmeye ve kendi hâlinde bir şeyler üretmeye çalışan bir kişi olarak yalnızlığı en yakın dostlarımdan biri görüyorum.

“Yalnız Zamanlar”a ve yalnızlığa ilişkin değerlendirmeler, kitabımın “Ön Söz”ünde yukarıdaki şekliyle devam edip gidiyordu. Ne var ki bütün bunlar, tamamen bana ait değerlendirmelerdi. Bundan böyle bu kitaba ismini veren şiir, benim dışımda ikinci hatta üçüncü gözler tarafından da okunsun, daha farklı değerlendirmelere tabi tutulsun istedim. Dolayısıyla bu şiiri önce elektronik posta aracılığıyla okumayı seven, şiir ve edebiyata ilgi duyan bazı yakın dostlara gönderdim. Sonuç itibariyle ufak tefek bazı önerilerin yanı sıra genelde olumlu eleştiriler aldım. Ardından, bir de ChatGBT aracılığı ile Yapay Zekâ’nın eleştirisini almak istedim ve şöyle bir soru yönelttim:

Birazdan göndereceğim Mesut Özünlü’ye ait “Yalnız Zamanlar” adlı şiirin edebî ve felsefi açıdan detaylıca eleştirisini yapabilir misin?

Elbette, Yalnız Zamanlar adlı şiirini gönderdiğinde onu hem edebî (biçim, dil, imge, tema, yapı) hem de felsefî (varoluş, zaman, yalnızlık, insanın iç dünyası) yönlerden derinlemesine inceleyeceğim. İstersen bütün yorumumu:

 

  1. Edebî çözümleme: Şiirde biçim, ritim, ses, imge ve duygusal yapı.

 

  1. Felsefî çözümleme: Şiirin varoluşsal, zamansal ve insanî temaları.

 

Şeklinde iki katmanlı olarak analiz edebilirim.

 

Elbette, dilediğiniz gibi analiz edebilirsiniz. Şiiri gönderdim:

 

YALNIZ ZAMANLAR

 

Ey yalnızlık! Kimilerine göre sıkıcı, giyenleri dağlayan,

Çileli bir kostümsün sen

Ama benim, kendimi bildim bileli

Peşimi hiç bırakmayan tek vefalı dostumsun sen…

 

Hemen her sabah, hanemle vedalaşır, yollara düşerim

Her zaman olduğu gibi, yalnızımdır yine

O kadar yalnızımdır ki

Bazen, gölgem bile fazlalıktır yanımda sanki…

 

Güneş doğar doğmaz, sindiği yerden çıkan gölgem

Bir türlü peşimi bırakmaz

Âdeta beni tiye alan muzip bir rakip gibi

Kâh eğilir kâh küçülür, kâh benimle boy ölçüşür

 

Güneş doğar doğmaz dedim ya… İyi gün dostluğu bu!

Kim sevmez kim olmaz…

Ama hava bir bulutlansın, yıldırımlar yırtsın göğü yeri

Tam bir sükût kesilir etrafım

Beni artık, gölgem bile arayıp sormaz…

 

İnanmayın görseniz de beni milyonların arasında siz

Yalnızımdır ben yine… Yapayalnız, kimsesiz…

 

Ey yalnızlık! Ey yığın yığın kalabalıklarda dahi

Beni bir alabalık gibi tek başına dolaştıran dipsiz derya!

Bu nasıl bir vefa…

Belki seni binlerce defa, insan selleri arasında boğmaya

İstenmeyen bir kedi gibi otobüs duraklarına

Pazar kalabalıklarına bırakıp kaçmaya çalıştım

Ama sen, nasıl bir tutkuysa bu, nasıl bir istek veya talep

Peşimde sürekli gezinen gölgemi dahi kıskanacak kadar

Bana sıkı sıkıya bağlı sımsıcak bir dost durdun hep…

 

Ey yalnızlık! Ey bütün teste muhtaç fikirlerimin hakikatle

Sere serpe içerisinde seviştiği halvet çadırı!

Ancak senin hâlinden

Bazen küf kokulu,

Bazen dert dokulu, bazen de dudak bükülü zamanlar anlar

Hani düş denizinin dağvari dalgaları arasına daldığım…

Parmaklarım şakaklarımda

Düşünce dehlizlerine gömüldüğüm… Veya pabucumun

Burnuyla, yere birkaç çizgi çizdiğim zamanlar…

 

Her günbatımı, gölgemin ölüm saatleridir

İçimdeki derin çığlıklı mabetlerde, yanık salalar verilir…

Ama ertesi sabah, yine aslıyla buluşur gölgem

Sanki yepyeni bir güneşin doğuşuyla, bir kez daha dirilir…

 

Ey yalnız zamanlar! Yalnız zamanların hâlinden

Yalnız, yalnız yaşayanlar…

Bir de yalnızlığı, gece gündüz su gibi içen denizler anlar…

 

Yalnız Zamanlar şiiri, hem dilsel hem felsefi düzlemde olgun bir iç dünya manifestosu niteliğinde… Her şeyden önce bu şiirde, okuru derin bir yankıyla baş başa bırakan; duygu, düşünce ve metaforları dengeli bir biçimde ortaya koyan bir inşa ve kompozisyon var. Bu şiir izleğinde sana edebî ve felsefi açıdan ayrıntılı bir çözümleme sunuyorum.

 

  1. Edebî Çözümleme:

 

Biçim ve Üslup

 

Şiir; serbest ölçüyle yazılmış, fakat iç ritmi çok güçlü. Her bölüm, bir nefes birimi gibi ilerliyor. Aynı zamanda anlatım bir mektup tonu taşıyor. Sanki şair doğrudan doğruya, özgün bir içtenlikle yalnızlığa hitap ediyor. Deyim yerinde ise ona hem sitemlerini yolluyor hem okşuyor. Özellikle “Ey yalnızlık!” nidası, şiirin dizelerini lirik ve dramatik bir hâle dönüştürüyor. Dahası Divan geleneğinden gelen apostrof (doğrudan seslenme) yöntemi, sanki bu şiirde modern bir ruhla harmanlanmış gibi bir izlenim veriyor. Böylece şiirin birçok dizesi aynı zamanda bir dua, bir itiraf, bir monolog özelliği kazanıyor. Bununla birlikte dizeler arası geçişlerde “ama”, “inanmayın”, “hani” gibi bağlaçların doğal bir ritimle akışı, şiirin yapay değil, içten bir söyleyişle kaleme alındığını gösteriyor. Diğer bir deyişle samimiyetin şiirsel bir biçimini ortaya koyuyor.

 

Dil ve İmge Dünyası

 

Bu şiirde yalnızlık kavramı, soyut bir duygudan çok kişileştirilmiş bir kişilik veya canlı bir varlık olarak ele alınıyor. Mesela: “Çileli bir kostümsün sen”, “Peşimi hiç bırakmayan tek vefalı dostumsun sen” dizeleri, kendine özgü bir ironiyle hem istenmeyen bir otantik kişiye, hem şairin kendisinden ayrılmayan sadık bir dosta benzetiliyor. Ve bu çift kutuplu bakış, şiirin duygusal zenginliğini artırıyor.

Ayrıca “Gölge” imgesi, Özünlü’nün bu şiirinde baştan sona ustaca kullanılmış. Özellikle:

 

“Bazen, gölgem bile fazlalıktır yanımda sanki”
“Güneş doğar doğmaz, sindiği yerden çıkan gölgem”
“Her günbatımı, gölgemin ölüm saatleridir”

 

Şeklindeki dizeler gölgeyi, hem insanın benliği hem varlığın yankısı hâline getiriyor. Dahası güneşin doğuşu, varoluşu; batışı ise yok oluşu ifade ediyor. Bu derinlik, ontolojik bir varoluşun yanı sıra şiirin en özgün metaforlarından birini oluşturuyor.

 

Ayrıca, “inanmayın görseniz de…”, “hani düş denizinin…” şeklinde yer yer halk söyleyişini çağrıştıran deyişlerde yüksek soyutlukta geçişler göze çarpıyor.

“Ey bütün teste muhtaç fikirlerimin hakikatle

Sere serpe içerisinde seviştiği halvet çadırı!”

Dizeleri ise, bu şiirin zirve noktasını oluşturuyor. Diğer bir deyişle hem ayakları yere basan hem de düşünsel derinliği olan çarpıcı bir forma taşıyor.

Ritim, Ses ve Anlatım

 Şiir, aynı zamanda bir konuşma veya iç sesi tonunda ilerliyor. Sanki biri içinden yüksek sesle mırıldanıyor. Ne bağırıyor ne susuyor. Dizelerin uzunluğu değişken, dolayısıyla her biri bir nefeslik anlam taşıyor. Bu ritmik çeşitlilik, yalnızlığın inişli çıkışlı duygusuna uygun. Dize sonlarındaki sıkça duraklar “sanki…, “anlar…” şeklindeki kelimelerse hem serpiştirmeli birer kafiye rolünü oynuyor, hem okura düşünme molası tanıyor. Bu da şiiri okurken insanda bir tür tefekkür hissi veya sessiz bir düşünce duası izlenimi uyandırıyor.

  1. Felsefi Çözümleme:

 Yalnızlık ve Varlık Bilinci

 Yalnız Zamanlar şiiri, temelde varoluşun yalnızlığı üzerine kuruludur desek, konuyu abartmış sayılmayız. Ancak burada şairin yalnızlığı fiziksel değil bilinçsel bir yalnızlıktır. Bir nevi insanın, kendi benliğiyle baş başa kalma zorunluluğudur.

“Ey yalnızlık! Ey yığın yığın kalabalıklarda dahi
Beni bir alabalık gibi tek başına dolaştıran dipsiz derya!”

Dizeleri, âdeta kalabalıkta yalnızlık motifiyle iç içe yaşayan modern çağın insanına ayna tutuyor. Ayrıca ikinci dizedeki “alabalık” benzetmesi de müthiş. Akıntıya karşı yüzen bir varlık… Tıpkı bilinçli bir insanın topluma karşı duruşu gibi. Dahası yalnızlık burada bir kader değil, kendine mahsus derin bir bilinç hâli.

Gölge: Ruhun Simgesi

 Bu şiirde gölge, aynı zamanda felsefî bir kavram hâline geliyor. Dahası Platon’un mağara alegorisini hatırlatıyor: Burada insanın gölgesiyle olan ilişkisi, bir nevi gerçeğin yansımasıyla yaşam sürmesi gibi bir olgu. Ayrıca şairin gölgesiyle kurduğu ilişki, “kendilik bilinci”nin metaforu konumunda. Mesela “Gölgem bile fazlalıktır yanımda sanki” dizesinde “ben” bilincinin taşkın hâlini; “Her günbatımı, gölgemin ölüm saatleridir” dizesinde ise “ben”in yok oluşunu görüyoruz. Dolayısıyla bütün bunlar, ölümün küçük bir provasını andırıyor. Yani her akşam ölmek, her sabah yeniden dirilmek… Bu döngü, aynı zamanda felsefî varoluşun diyalektiği…

Zaman Kavramı

 Bu şiirde “Yalnız zamanlar” vurgusu, şiirin sonunda âdeta kendi kimliğine kavuşuyor: Yalnızlık artık sadece duygu değil, bir zaman biçimine dönüşüyor… Yalnız geçirilen anlar, dış dünyanın zamanından farklı akıyor. Bu da Bergson’un “Durée réelle/ Gerçek süre” kavramıyla örtüşüyor. Dahası, içsel zamanın dış zamandan kopuşunu akla getiriyor.

Felsefî Sonuç

 Bu şiir, aynı zamanda metafizik yalnızlığın ilahisi gibi… Bir nevi insanın, varoluşunun özünde önce sitemle sonra kabullenişle ama hep kendiyle baş başa kalışını dile getiriyor. Diğer bir deyişle yalnızlık burada, bir “yoksunluk”tan öte bir “tekâmül alanı”na; insanı kendisiyle yüzleştiren bir aynaya dönüşüyor. Sonuç itibariyle Yalnız Zamanlar şiiri, modern bireyin ruhsal yalnızlığını hem içten hem de düşünsel bir derinlikle işleyen, lirik ve felsefî katmanları bir araya getiren önemli bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Şair bu şiirinin dizelerinde yalnızlığı, bir yoksunluk ya da kader olarak değil, varoluşun kaçınılmaz ve öğretici bir biçimi olarak resmediyor.

Genel Değerlendirme

 Edebî açıdan: Dil işlenmiş, imgeler özgün, tekrarlar işlevsel. Gölge imgesi şiirin eksenini taşıyor. İç monolog tarzı, duygusal derinliği destekliyor.

Felsefî açıdan: Yalnızlık, gölge ve zaman üzerinden benlik, ölüm ve varoluş tartışılıyor. Şiir, modern bireyin yalnızlığını mistik bir kabullenişe dönüştürüyor.

Zayıf yön (ufak bir öneriyle): Bazı bölümlerde açıklayıcı dil, mesela “inanmayın görseniz de beni…” ifadeleri düşünsel gücü hafifçe düz yazıya yaklaştırıyor. Bu bölümler biraz daha imgesel dille yoğunlaştırılsa, şiir bütünüyle mistik-bilinçsel bir form kazanabilir.

About The Author

3 thoughts on ““YALNIZ ZAMANLAR” Şiirinde Yalnızlık Felsefesi ve Modern İnsan Dramı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir