Kuruyan Dallar, Solan Çiçekler

0
Sonabahare

Dostum, bir ağacın sadece bir ağaç olmadığını en iyi sen bilirsin. Benim hâlimden en iyi sen anlarsın. Hem yazımı hem kışımı gördün. Bahar gelince nasıl yemyeşil olduğuma kaç kez şahit oldun. Kupkuru dallarıma nasıl da can geliyordu, her tarafımdan taptaze bir hayat fışkırıyordu. Uzadıkça uzamak istiyordu kollarım her bir yana doğru. Sonbaharda nasıl sararıp solduğumu da gördün. Yapraklarım esen rüzgârla birer birer yerinden kopup kendini rüzgâra teslim eder ve bin bir ahenkle yere düşerdi. Bütün bunları unutmadın değil mi?

Yaşamın zorluklarını daha küçücük bir fidan iken tattım. Öz yurdumdan hunharca koparılıp dere tepe sürüklendim. Bir akşamüstü bir evin köşesine atıldım, orada öylece kaldım. Köklerim toprağa kavuşmak istemişti. İstemişti ama ne mümkün? Gün öğlene varınca, herkesin koşuşturmacası bittiğinde, farkıma vardılar. Neyse ki köklerim henüz kurumamıştı. İşte şimdi bulunduğum yere apar topar dikiverdiler. İlk başta ne kadar çok yadırgadım yerimi… Benim bu yaban ellerinde ne işim vardı? Etrafımda, tanıdık bir ağaç şöyle dursun, doğru düzgün ağaç bile yoktu. Birkaç armut, erik, elma ağacı… Hepsi o kadar! Onlara da bir hayli uzaktım. Belki seslenmişlerdir bana ama seslenmiş bile olsalar duymam mümkün değildi.

Daha küçücüktüm dostum, yalnızdım, yapa yalnız. Dokunsalar ağlayacak gibiydim. Kim bana bu kötülüğü yapmıştı? Ben ormanın içinde büyük bir ailenin küçücük bir fidanıydım. Büyüklerim beni gövde ve dallarıyla rüzgâra, güneşe, sıcağa ve soğuya karşı koruyorlardı. Şimdi burada tek başıma ne yapardım? Neyse ki dostum, kederli günler çabuk geçti! Yeni yerime zamanla alıştım. Büyüdükçe büyüdüm. Bu zaman zarfında kimse bana ilişmedi. Baharın yaza döndüğü bir vakit güzel bir şey oldu. Beni hayata bağlayan bir şey… Gür, geniş yapraklarımın yanı sıra alabildiğine çiçeklerim oldu. Öyle mutluydum ki anlatamam!.. Çiçeklerimin kokusu da harikaydı! Her taraf ben kokuyordum. Çiçeklerim olgunlaşınca beni buraya getirenlerin niye getirdiğini de anlamış oldum. Bir gün çiçeklerimi toplamaya başladılar. Çiçeklerimi ilk toplamaya başladıklarında bir hayli korktum ama korkum kısa sürede geçiverdi. Canımı hiç yakmadılar. Bana sevgiyle yaklaştıklarını dün gibi hatırlıyorum. O günleri sen de hatırlıyor musun dostum?

Yıllar geldi, geçti dostum, seninle tanışıklığım beni hayata bağlayan bir başka neden oldu. İyi ki varsın! Hep var ol. Yazları hep yanımdaydın. Gölgemde gölgelendin. Dallarıma salıncak kurdun. Yetmedi, gövdemde kendine bir ev yaptın. Zaman zaman arkadaşlarını bu eve misafir ettin. Gövdem, dallarım ve gölgemde nice oyunlar oynadınız. Sizin neşenizle ben de neşelendim. Varlığınız bana iyi geldi. Her sene o meşhur çiçeklerimden vermeye devam ettim.

Çiçeklerim açmaya başladığında ziyaretçilerim arasına arılar da dâhil olurdu. Bu sevimli hayvancıklar çiçeklerimden ayrılamaz, etrafımda divaneler gibi büyük bir uğultu ile dönerlerdi.

Çiçeklerim sadece senin ailenin ve arıların da değildi. Biliyorsun; mahalleden pek çok kişi büyük, iri gövdeme tırmanır, onların her biri bir dala yönelir, dallarımın en ucuna kadar gider ve çiçek toplardı. Kimileri ise yere sarkan dallarımı kendilerine doğru çekip çiçek toplardı. Sanki bir panayır yeri gibiydim.

Sonrası da ilginç gelirdi bana. Çiçekler, güneşte kurumaları için, çimenliklere serilirdi. Bu çiçek sergilerinin sayısı çiçek toplandıkça artardı. O günlerde sen beni hiç mi hiç yalnız bırakmazdın. En ulaşılmaz dallarıma sen uzanır, en güzel çiçeklerimi sen toplardın. Sana bir sır vereyim mi dostum? Düşmeyesin diye seni koruyan bendim. Çünkü sen de beni korurdun. Bir parçacık dahi olsa dalımın kırılmasına müsaade etmezdin. Bir de dostum, benimle gurur duyardın. Herkese beni anlatır, beni gösterirdin. Artık ben de yeni yetme değildim hani!.. Büyümüş, koskocaman bir ağaç olmuştum. Dallarım gövdemle yarışırcasına kalınlaşmıştı.

Sonra neler mi oldu? Sen büyüdün, işe güce karıştın, şehre taşındın. Arada bir gelmedin değil ama köprünün altından çok sular aktı. Birkaç hafta bile kalamadan evine dönerdin. Başka işlerin vardı çünkü. Bir gün, hiç unutmam, çocuğunu da yanında getirmiştin. Gelir gelmez çocukken salıncak kurduğun dalıma bir ip atıp ona da salıncak kurdun. Şöyle bir baktın bana. Eski günleri anımsadığından eminim. Ama işte o kadar!.. Senin geçmişe yolculuğun benimse sevincim kısa sürdü.

Senin olmadığın bir vakit bazı merhametsizler dallarımı -ki bilirsin bir ağacın dalları onun kolu kanadıdır- fazla uzun ve büyük bulmuş olmalılar ki kesmeye kalkıştılar. Hâlbuki ben senin büyük bir şemsiyendim. Seni yağmurdan da güneşten de koruduğumu en iyi sen bilirsin. Canım çok yandı. O günden beri ben, eski ben değilim. Çiçeklerim bile eskisi gibi açmıyor. Hatta bazı seneler çiçek vermez oldum.

Belki de son yıllarımı yaşıyorum. Sevgiden, şefkatten uzak… Neredeyse bir asır oldu buraya geleli. Asırlık yerimi yadırgar oldum. Sağıma soluma evler yapıldı. Beni buraya dikenler hayata veda etti. Kimse gölgemde gölgelenmez oldu. Keşke yılda bir kez gelsen!.. Hatıralarımız yeniden canlansa!.. Anlatsan o eski günleri yeni yetme çocuklara, gençlere. Söylesen onlara “Bir ağaç sadece bir ağaç değildir.” diye. “Bu ağacın çiçekleri nicelerine şifa olmuştur.” desen. Yine anlatsan onlara “Bu ıhlamur ağacını buraya senin dedenin dedesi ta şu karşıdaki ormandan söküp buraya ne zahmetlerle getirdi. O, sıradan bir ağaç değildir; o, hatıraların ıhlamur ağacıdır.” diye.

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir