3876045_bb7406f4c49cc1fcca5c42c390a61152_640x640

Biyografiden öyküye, araştırmadan romana, anıdan şiire bu hafta da pek çok kitap okurla buluştu. İşte yeni çıkan kitaplar arasından sizin için seçtiklerimiz… Keyifli okumalar…

ARTUÇKULE’NIN TAPAGÖZ’Ü
(Çağan Irmak)

“Benden hiç kimseye bahsetme. Bu ilk sahifeyi yırtıp at.” Altamış… Toprağı insanı reddeden uğursuz bir köy. Orada, herkesin unuttuğu bir kız yaşar. Yarım akıllı denir ona, belki de bu yüzden dünyanın yükünü en az o taşır. Ama günlerden bir gün, peri padişahı çıkar yoluna. Sonra bir çocuk doğar: Tek gözlü, bir dev kadar aç, bir çöl kadar susamış, her şeyi hatırlayan, hiçbir şeyi unutmayacak olan; her lokmasında, içinde dünyaya karşı büyüyen öfkeyi besleyip doyuran… Onunla birlikte, Dokuz Kıta On Okyanus’un kaderi geri dönülmez biçimde değişirken iktidar hırsı, taht sevdası ve gizli oyunlar birer birer sahneye çıkar. Everest Yayınları’ndan çıkan Artuçkule’nin Tepegöz’ü, kadim anlatıcılık geleneğini çağdaş anlatı düzlemine taşıyor. Çağan Irmak sözlü kültürün ritmini, destansı dili ve sert gerçekliği bir araya getirerek, okuru hem tanıdık hem de tekinsiz bir evrene davet ediyor. Bu, yalnızca bir “canavarın” hikâyesi değil, onu yaratan dünyanın da hikâyesi.

 

GEÇ KALDIĞIMIZ HER ŞEY GİBİ
(Ekin Kadir Selçuk)

“Yalnızlaşmasının nedenini anlıyordu: Heves ve neşe. İnsanlar heveskâr, neşeli birine tahammül edemiyordu. Birinin yüzündeki ışıltı onların karanlığına dokunuyordu. Gülümseyen birini görünce tedirginleşiyor, bu neşeyi bir tür suç gibi görüyorlardı. Bu ülke Neşesizler Cumhuriyeti (NC) adını çoktan hak etmişti…” Ekin Kadir Selçuk, İletişim Yayınları’ndan çıkan Geç Kaldığımız Her Şey Gibi adlı ilk romanında, geçirdiği beyin kanaması sonrası hayatı değişen, karakterinde açılan gediklerle yüzleşen, hem çalıştığı üniversitede hem özel ilişkilerinde çıkmaza giren bir akademisyenin hikâyesini anlatıyor. Selçuk, toplumdaki ve akademideki yozlaşmayı, erkeklerin ikili ahlâk anlayışını ve erkek şiddetini, hayatın her alanına sirayet eden derin mutsuzluğu ve karamsarlığı bir roman kurgusu içinde tüm çıplaklığıyla ele alıyor…

GELİŞİGÜZEL
(Can Göknil)

Can Göknil’in yeni öykü kitabı Gelişigüzel Can Yayınları etiketiyle okurla buluşuyor. Göknil, Gelişigüzel’de bütün dikkati, heyecanı, yaratma arzusuyla umut dolu bir dünya düşlüyor. Dünyaya nefretle değil sevgiyle, öfkeyle değil sağduyuyla, hayal kırıklığıyla değil umutla bakanlar, bu öykülerde kendilerine yeni bir direnme alanı buluyor… Gelişigüzel’de hayata ve doğaya umutla bakan, dünyayla bütünleşen insanları anlatıyor. Birlikte olmak için mücadele eden, birbirine değer veren, sadece “ben”i değil “biz”i de düşünen insanlar bu öykülerde kendilerine vücut buluyor, sesini çıkarıp yazarın hayal dünyasında kendi karşılıklarını inşa ediyor: “Ben hayal toplarım. İnsanları anlamalı diye düşünürüm. Konuşmalardan seçtiğim sözcükleri biriktiririm. Hayal kurarım. Yel gibidir hayaller. Bir görünür, bir yok olurlar. Biriktirmeye gelmezler. Uçucu hepsi. Kimini yakalarım. Yakaladığımı görünür kılmak isterim. Çizerim, boyarım, az buçuk yazarım da.”

TAM O SIRADA İSTANBUL
(Jale Sancak-Ayça Erdura)

Edebiyatla yaşayan bir şehir, şehrin içinde sayısız hikâye… Jale Sancak ve Ayça Erdura, Tam O Sırada İstanbul ile İstanbul’u yaşayan, konuşan ve hatırlayan bir varlık olarak yeniden kuruyor. İstanbul’un sokaklarında yürürken bir öykünün içinde düşleyebilir misiniz kendinizi? Ya da bir şiirin kıyısında durup geçmişten gelen sedayı duyabilir misiniz? Tam O Sırada İstanbul, tam da bunu yapıyor. Masa Kitap’tan çıkan, Jale Sancak’ın öyküleri ve Ayça Erdura’nın şiirleriyle örülen kitap, İstanbul’u bir hafıza mekânına dönüştürüyor. Beyoğlu’ndan Cibali’ye, Samatya’dan Galata’ya uzanan bu edebi yolculukta okur, İstanbul’un nasıl bir bellek oluşturduğuna şahit oluyor…

Bu Yazı HABERTÜRK Gazetesi’nin Sanal Sayfasından Alınmış Olup, Tarık TORUN Tarafından Düzenlenmiştir.

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir