b302f56d-1105-4c3e-8ce1-72794428d945(1)

Prag’ın Kafka Labirentinde Bir Varoluş Yolculuğu:

Prag Gezi Rehberi | Haritalı 2 Günde En İyi Gezilecek Yerler
Şatolar, Masallar ve Gurbet Sıcağı
Kafka’nın yaşadığı kente adımımızı atmamız bizde Kafka ile birlikte bir yolculuk yapıyor hissi uyandırdı.

​Prag’a adım attığımızda, zamanın durduğu değil, aksine her taşın altında başka bir yüzyılın gizlendiği o efsunlu atmosfer bizi içine çekti. Şehir, tam da Franz Kafka’nın romanlarındaki o meşhur sisli, puslu ve sırrını ele vermeyen ağır havasıyla bizi selamlıyordu. Vltava Nehri’nden yükselen nemli sis, Gotik kulelerin sivri uçlarını bir tül gibi sarmış; şehri gerçekle düş arasında bir arafta bırakmıştı.

Prag Gezi Rehberi: Prag'da Gezilecek Yerler ve Yapılacak Aktiviteler

​Bilinmeze Doğru Bir Kafka Yürüyüşü
​Tıpkı Kafka’nın kahramanları gibi; ne tam olarak nereye vardığımızı biliyorduk ne de geçtiğimiz yolların bizi nerede bırakacağını… Her köşeyi döndüğümüzde karşımıza çıkan bambaşka mimarideki evler, her biri ayrı bir karakteri simgeleyen o süslü kapı tokmakları, kapıların önünde, binaların üzerinde hatta çatısında çeşitli heykeller hatta şeytan ve yaratık (öcu-böcu) heykelleri, tasvirleri sanki bir tiyatro sahnesinin dekorları gibi yer değiştiriyordu. İlk anlarda kalbimize çöken o hafif tedirginlik ve kentin taşlarına sinmiş kasvet, aslında bir teslimiyetin başlangıcıydı. Fakat garip bir şekilde, kentin o labirentvari sokaklarında kayboldukça, ruhumuzu bir dinginlik kaplamaya başladı. Belirsizlik, artık korkutucu değil, aksine keşfedilmeyi bekleyen bir sükunetti.

 

Prag'da Mutlaka Görmeniz Gereken 10 YerBatı Masalının Sivri Kuleleri ve Şato’nun Gölgesi

​Gökyüzüne doğru hırslı birer hançer gibi yükselen tapınak kuleleri ve sarayların devasa gözetleme noktaları, bize o klasik Batılı masal atmosferini sonuna kadar yaşatıyordu. Başımızı yukarı kaldırdığımızda gördüğümüz o heybetli Prag Kalesi, sadece bir yapı değil; Kafka’nın o ulaşılmaz, bürokratik ve gizemli *”Şato”*sunun ta kendisiydi. Diğer yandan, dar ve karanlık ara sokaklarda yürürken Hansel ve Gretel masalındaki o tekinsiz ormandaymışız gibi, her an bir köşeden bir cadının veya bir devin çıkacağı illüzyonuna kapılıyorduk. Bu şehir, hem bir kraliyet ihtişamı hem de bir çocukluk kabusu kadar tanıdık ve yabancıydı. Bu arada insanları oldukça iri yarıydı, kendimizi devlet ülkesindeki Guliver gibi hissediyorduk.

​Bir Dost Selamı: Mehmet Efendi ile Gelen Memleket Sıcağı
​Prag’ı bir uçtan bir uca saran o meşhur tramvaylarla şehri turlarken, rayların gıcırtısı eşliğinde kentin farklı sosyo-kültürel katmanlarını izliyorduk. Tam o sırada, yabancı dillerin ve tanımadığımız kokuların arasında bir tabela belirdi: Mehmet Efendi Türk Lokantası. O puslu ve mesafeli Avrupa kentinin ortasında bu ismi görmek, fırtınalı bir denizde güvenli bir limana sığınmak gibiydi. Sanki binlerce kilometre uzakta değil de, memleketin en sıcak mahallesindeydik.
​İçeri girdiğimizde bizi karşılayan o tanıdık koku, gurbet duygusunu bir anda silip attı. İnce belli bardakta içtiğimiz o demli çay, sadece susuzluğumuzu değil, ruhumuzdaki o “yabancılık” hissini de giderdi; bizi kendimize getirdi. Orada eda ettiğimiz namazlarımız, Prag’ın o heybetli ama soğuk taş yapıları arasında bize manevi bir gökyüzü açtı. Kalbimizdeki o “huşu” ile şehrin kasveti arasında muazzam bir denge kurulmuştu.

​Görkem ve İnsani Zaruret:
Kalenin Tek Eksik Halkası
​Meşhur kalede, o geniş avlularda dolaşırken; her an bir gürültü kopacağını ve atlı bir kraliyet ailesinin bütün ihtişamıyla önümüzden geçeceğini hayal ediyorduk. Taşların üzerindeki her çizgi, bir imparatorluğun görkemini fısıldıyordu. Ancak bu tarihi büyü, çok temel bir insani zaruretle bölündü: Tuvalet ihtiyacı. Böylesine devasa ve dünyanın gözbebeği olan bir turistik merkezde, bu temel ihtiyacın karşılanmasındaki güçlük, gezi notlarımıza bir “ironi” olarak geçti. Gelecek kuşakların bu masalsı kenti daha konforlu gezebilmesi için, bu modern dünya sorununun üzerine gidilmesi gerektiği çok açıktı. Genelde tuvalet ihtiyaçları etraftaki kafelerde gideriliyordu ama tuvaleti kullanmak için mutlaka bir şeyler almanız gerekiyordu çünkü kapısı şifreliydi.

Prag Gezi Rehberi - Prag Şehir Rehberi | Pegasus

​ Bir Masalın İçinden Geçip Kendine Varmak
​Prag, bizim için sadece görülecek yerler listesindeki bir şehir değil; Kafka’nın sisli dünyasında başlayıp, bir Türk lokantasındaki sıcak bir yudum çayla tamamlanan içsel bir serüvendi. Biz bu şehirde hem bir yabancı gibi tedirgin olduk hem de bir dostun evindeymiş gibi huzur bulduk. Prag’ın o keskin kuleleri gökyüzünü delerken, biz yeryüzünde kendi anlamımızı aradık ve o dinginlikte bulduk.

About The Author

1 thought on “Kafka’nın Kenti Prag

  1. Gerçekten görmeyi hayal ettiğim bir yermiş sayenizde bir nebzede görmüş gibi olduk. Sag olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir