Öğretmenlik Mesleğine Veda Ederken

6
Ahmet a

  Kasım 1988’de Kozluk Ortaokulunda ücretli Türkçe öğretmenliği ile başlayıp 25 yılı devlet okullarında, 12 yılı da dershanelerde olmak üzere tam 37 sene büyük bir aşkla, heyecanla, çileyle, azimle, fedakarlıkla, ibadet şevkiyle yaptığım öğretmenlik mesleğine 5 Şubat 2026 tarihi itibarıyla Temel Kır Kız Anadolu İmam-Hatip Lisesinde veda etmiş bulunuyorum. 

        Büyük zorluk ve sıkıntılar içinde yaşadığımız elektriksiz, televizyonsuz, telefonsuz bir köyde nüfusa yazdırılamadığım için bir buçuk ay gecikmeli olarak Evci/ Miliç İlkokulunda kayıtsız, velisiz, önlüksüz olarak ilkokula başladım. Gaz lambasıyla aydınlanan köy evimizde “okuyup adam olmak” için üstümüze yorgan çekip azimle ders çalışarak, günde 5 kilometre yolu Trabzon lastiği ile sabırla yürüyerek ilkokulu birincilikle bitirdim.

        12 Eylül darbesi öncesinde sağ-sol çatışmasının yoğun yaşandığı bir dönem ve atmosferde Terme İmam-Hatip Lisesinin ortaokul kısmından da iyi dereceyle mezun oldum. Terme İmam-Hatip Lisesine başladığım hafta ise 12 Eylül darbesini yaşadık. Özellikle de üniversite tahsilimiz boyunca darbenin gölgesinde takip edilmek, üst ve evlerimizin aranması suretiyle tedirgin ve taciz edilmek, haksızlıklar, düşünce yasaklarıyla baskı altına alınmak gibi türlü sıkıntılar yaşadık…

Ahmet Sezgin'in Şiiri Bestelenerek TRT Türk Sanat Müziği Repertuvarına  Girdi - KÜLTÜR SANAT - Hedef Halk Gazetesi

        İmkansızlıklar içerisinde okuduğum halde tahsil hayatımda devletten ve şahıslardan hiçbir yardım almadım. Üniversite ikinci sınıfta elektriksiz, susuz evde yaşadığımız dönemde bile hiçbir zaman devlet yurdunda kalmadım, burs kabul etmedim hatta kredi de kullanmadım. 

        Biz, her türlü maddî imkânsızlığa, türlü sıkıntı ve çilelere rağmen şahsiyetli, inançlı, edepli, merhametli, adaletli, cesur, çalışkan, ülkesine, milletine, bayrağına, dinine, diline hasbî olarak hizmet etmeye sevdalı insanlar olarak yetişmeye kararlıydık. Aklımızı kiraya vermeden, hakikatin, ilim ve irfan ehlinin rehberliğinde okumaya, tefekkür edip sorgulamaya, kendimizi her yönden aydınlatıp dengeli ve olgun bir şahsiyet oluşturacaktık. Biz gönülleri fethedecek, Yunus gibi yaratılanı sevecektik Yaratan’dan ötürü. Ama onurlu ve dik duruşumuz olacaktı. 

        Sağlam, ahlâklı, şuurlu insan, aile ve toplum oluşturmadan sağlam, güçlü, adil bir devlet oluşamayacağına inanıyorduk. Fatihleri, Kanunileri, Yunusları, Mimar Sinanları, Mehmet Akifleri, Necip Fazılları, Sezai Karakoçları yetiştiren Akşemseddin, Dede Korkut, Şeyh Edebali, Nurettin Topçu, Mahir İz, Ali Fuat Başgil gibi büyük hocalara, rehberlere, idealist öğretmenlere ihtiyaç vardı. Biz de bu duygu ve düşüncelerle öğretmen olmaya, çileli ilim, irfan ve hizmet yolunda Kâbe’ye gitmek için yola çıkan karınca misali “büyük Türkiye” ve “diriliş medeniyeti” mücadelesine giriştik. 

        Çok yüksek bir puanla ilk tercihimle yerleştiğim Ondokuz Mayıs Üniv. Eğitim Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü büyük bir çile ve azimle 4 yılın sonunda başarıyla bitirdim. Bir grup arkadaşla “Mesaj”  isimli bir dergi çıkardık.İki buçuk ay süren ücretli Türkçe öğretmenliği tecrübesinden sonra “Yeterlilik ve Yarışma Sınavı”nda Türkiye on dokuzuncusu olarak 14 Şubat 1989’da Kartal Anadolu Lisesine Türk dili ve edebiyatı öğretmeni olarak atandım. Böylece “Türkiye’nin maarif davası”na bir nefer olarak katıldım. 

        Evlenerek gittiğimiz İstanbul’da yaşadığımız susuzluk, trafik, hava kirliliği, geçim ve kira sıkıntısının yanı sıra yeni doğan evladımızın da sağlık problemleri vardı. Kartal Anadolu Lisesinde yurt dışından gelen, dil ve kültür konusunda iki farklı dünya arasında bocalayan, Türkçeyi iyi bilmeyen öğrencilerimle iletişim kurmakta zorlandım başlangıçta. Entegrasyon amaçlı Avrupa Birliği projesi olan bu okulda sayısal derslerin anlatımı, tamamen Almanca idi ve Almanya’nın gönderdiği Alman öğretmenler de görev yapıyordu. Yaşadığım sıkıntılar sebebiyle Soğanlık’taki evimize yakın Medine-Tayfur Sökmen Lisesine görevlendirilmeyi istedim. 

        Bir yıl sonra geriye döndüğümde öğrencilerimi tanımaya, anlamaya başladıkça Yunus irfanıyla, sevgi ve hoşgörü diliyle gençlerin gönüllerini fethetmeye çalıştım. Anlamıştım ki, öğrencilerimin yüreklerine dokunamadan zihin ve beyinlerine asla giremezdim. Çanakkale Şehitliğini, Selimiye Camii’ni, Dolmabahçe Sarayı’nı ziyaret ettik öğrencilerimizle. Onlarla okulda voleybol, futbol ve masa tenisi oynadım. Yıllık ödev olarak İsmet Özel, Yavuz Bülent Bakiler, İhsan Işık gibi önemli şair-yazarlarla, bazı sinema sanatçılarıyla mülakat yaptırdım yetenekli öğrencilerime. Bu okulda Milli Eğitim Bakanı’nın yeğenleri de YÖK Başkanı’nın torunu da bürokratların çocukları da öğrencim oldu. İstanbul’da Kartal Anadolu Lisesinde tek maaşla evli ve bir çocuk babası olduğum halde paralı ikinci iş yapmadım. Yüksek ücretli özel dersleri de kabul etmedim.

EĞİTİMCİ, YAZAR VE ŞAİR AHMET SEZGİN ÖĞRENCİLERİMİZLE - Mehmet Zahit Kotku  İmam Hatip Ortaokulu

         Ben müfredat ve ders kitaplarına sıkıştırılmış, üç gün sonra unutacakları konuları ezberci bir anlayışla anlatan, eğitimi okul ve sınıfa hapseden bir öğretmenlik yapmadım; kavratan, hissettiren, düşündürüp sorgulatan, bilgiyi kültür ve hikmete dönüştürmeye çalışan, ufuk açan, ilham veren öğretmen olmaya gayret ettim. Eğitimcilik kimliğimi, giyilen bir gömlek gibi taşımadım. Eğitimci vasfını yürekteki bir inanç ve sevda gibi, bir hayat tarzı olarak taşımaya; her yer ve zamanda öğrencilerimin öğretmeni, rehberi, derttaşı, arkadaşı, ağabeyi olmaya gayret ettim.

         Öğrencilerimin yetişmeleri için onlara sevgi, saygı, güven, iş birliği ve öğrenme atmosferi oluşturmaya çalıştım. Sevgiyle cesaretlendirip Türkçe ve edebiyat derslerini sevmelerini; onların okuma, dinleme, konuşma, yazma, yorum yapma yeteneklerini geliştirerek dersleri zevkle öğrenmelerini, kendilerini yetiştirmelerini sağlamaya özen gösterdim. Öğrencilerimi kısa zamanda tanıyıp isimleriyle, onlara şefkat ve tebessümle hitap etmeye, hal ve hatırlarını sorup okul, aile ve çevreyle ilgili sıkıntılarında özel ve genel rehberlik yapmaya gayret ettim.

        Sevgili eşimin altınları bitince hem kira derdinden kurtulmak hem de anne ve babamızın rızasını kazanabilmek için İstanbul’un sanat-kültür atmosferinden, güzel dost ve öğrencilerimden ayrıldım hüzünle. Cengiz Yalçın isimli öğretmen arkadaşımla birlikte hazırladığımız “Türk Edebiyatında Ölüm Şiirleri Antolojisi” isimli ilk kitabımızı yayınevine teslim ederek memleketimiz Samsun/ Terme’ye taşındık 1992 yılında. Asteğmen öğretmen olarak bir yıl Terme Ortaokulunda Türkçe öğretmenliği yaptıktan sonra 5 yıl da Terme Lisesinde Türk dili ve edebiyatı öğretmeni olarak aşk ve zevkle hizmet ettim.

        Ruhsuz, köksüz, ezberci, hayattan kopuk, pragmatist eğitim sistemine ve “muhteris kifayetsizler”e rağmen Allah, vatan, millet ve insanlık yolunda gül yüreklere sevgi ve merhametle dokunmaya; öğrencilerimin temel bilgileri, ilgileri, yetenekleri ve öğrenme tarzlarını göz önünde tutarak onları akademik, sosyal, kültürel, ahlaki yönden üst seviyeye çıkarmaya; öğrenmeyi öğretmeye, onlarla samimi ilişki kurup dertleriyle ilgilenmeye; sevdirip müjdeleyerek onları hayata hazırlamaya; milletine ve insanlığa hizmet edecek şahsiyetli, güzel insanlar olabilmelerine hak ve hakikat aşkı, samimiyet, sorumluluk, şefkat, adalet, güzellik, hizmet bilinci, inanç, güven, sevgi, azim, heyecan, umut ve sabırla gayret ettim.
       
      1993-1994 yıllarında Terme Din Görevlileri Derneği Başkanı Ali Aksuoğlu Hocamın öncülüğünde 7 sayı çıkardığımız “Hasret”  isimli derginin içerik, tashih, mizanpaj, tanıtım ve kapakları için önemli katkılarda bulundum..

         Nice öğrencimle özel ilgilenerek gönül kapımla birlikte evimin de kapısını açarak onların her türlü dertleriyle ilgilenmeye çalıştım. Öğrencilerimle bezen rehber, eğitimci bazen de ağabey-kardeş ilişkisi içinde oldum. Evimize sohbet etmeye gelen öğrencilerime çay demleyip kendi ellerimle onlara çay ikram etmekten büyük bir mutluluk duydum. Gönül ocağında yanan sevgi ateşinde Allah, vatan, millet aşkıyla muhabbet, merhamet, iyilik, güzellik, şiir, şuur, ilim ve hikmet demledik her hafta.

         Ruhları sağlam bir kişilik ve kimlik kazandıracak manevi gıdalardan uzak; zihin, akıl ve beyinleri ne işe yaradıklarını asla düşünemedikleri bilgi ve formülleri ezberleyerek hormonlu bilgilerle alt üst olan; en büyük hakikati ders kitaplarıyla sınavlarda çıkacaklarını düşündükleri bilgilerden ibaret zanneden gençlerimize bu fani hayatı yaşamaya değer ülküleri aşılamaya gayret ettim. Her şeyden önce kendini, insan ve kâinatı aşk ve hikmetle okuyan, tefekkür eden, hak ve hakikat aşkıyla yanan, adaletli, erdemli, çalışkan, cesur, kişilikli, edepli, sabırlı, fedakâr, sorumlu, vatansever insanlar yetiştirmeye çaba sarfettim. Öğrencilerimin yüreklerine sevgiyle dokunduktan sonra yeteneklerini fark etmelerini sağlamaya, onları zihnen, ruhen beslemeye, sosyal ve kültürel faaliyetlere teşvik etmeye çalıştım. 1995 yılında “O Belde” isimli çok önemli bir derginin çıkmasına öncülük ettim bu okulda ama çok bedeller de ödedim. Çok farklı siyasi görüş ve dini meşrebe mensup olan sevgili ve samimi öğrencilerimle geleceğimizin umut çiçekleriyle çok güzel ve hayırlı birlikteliklerimiz oldu. Onların her türlü bağnazlıktan, sorumsuzluktan, gayesizlikten, 2 buçuk yılda mezun olunabilen kredili sistemin sıkıntı ve kaosundan, manevi boşluklardan, kötü alışkanlıklardan kurtulup sağlam şahsiyetli, erdemli, başarılı ve güzel insanlar olmaları için mücadele ettim.

         Aliya İzzetbegoviç’in “Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için gökyüzünün öğrencisi olmak lazım.” sözünün şuuruna erip faziletli insan yetiştirmeye; birçok dert, çile ve engele rağmen ilim, irfan, fikir, sanat, ahlak, cesaret ve sabırla Türkiye’nin eğitim ve kültür davasına sahip çıkmaya; kendi medeniyet ve kültür değerlerimizden ilham vermeye, çok yönlü ve bilinçli okumalarına, aklıselimle düşünüp sorgulamalarına, burçlara bayrak olabilecek gençlerimizin yüreklerine kutlu ve ebedi sevdalar üflemeye gayret ettim. Türkçenin feryadını hissettirip dil davamızla dertlenmelerine, öğrencilerime inanç, samimiyet, edep, azim, sorumluluk, öz güven, cesaret, sevgi, merhamet, adalet, liyakat ve vicdanla “ahlak-dil-tarih şuuru”nu kazandırmaya; hak, hakikat, ilim, hikmet, sanat ışığıyla vatan, bayrak, millet, insanlık ve hizmet aşkı vermeye; millî ve evrensel düşünen, medeniyet tasavvuru ve bilincine sahip olan, “kültürden irfana”, “aşk medeniyetine yolculuk” eyleyerek “kökü mazide olan ati”de tam bağımsız, güçlü ve erdemli Türkiye’yi, “diriliş medeniyeti”ni inşa etme idealini taşıyan “Asım’ın nesli”ni yetiştirmeye çalıştım.  

        28 Şubat darbe sürecinde Mehmet Akif’in de özlemini çektiği “Asım’ın nesli”ni yetiştirebilmek, ahlaklı ve gariban öğrencilere yardım etmek için bir vakfın Terme Şube Başkanlığını yaptım, ücretsiz kurs verdim. Ayrıca 8 yıllık “kesintisiz eğitim” dayatmasına, “katsayı zulmü”yle imam-hatip ve meslek liselerinin önünün kesilmesine, başörtüsüyle ilgili haksızlıklara karşı çıktım. Vakıftaki arkadaşlarla iki katlı otobüs tutup 100 öğrenciyle İstanbul’daki tarihi protesto mitingine gittik.  

         Şair-Yazar-Sendikacı Mehmet Akif İnan ile tanıştıktan sonra bir grup idealist arkadaşla Hayrullah Gürler Hocamızın öncülüğünde eğitim davamıza hizmet edebilmek, öğretmenlerin her türlü haklarını daha güçlü savunabilmek, sosyal ve kültürel dayanışmayı sağlayabilmek amacıyla sendikacılık faaliyetlerinde bulundum. Çileli ve zor zamanlarda hak ve hakikati, zulmü okulda da cesurca konuştuk, ulusal çaptaki gazetelerde yazdık. Ağır bedeller ödedik hak, vatan, millet, ümmet, insanlık davası uğrunda. Darbecilere, zalimlere, kahpelere karşı onurlu duruşumuzdan, direnişimizden taviz vermedik elhamdülillah. Mankurt bir paşanın İstiklal ve İslam Şairi Mehmet Akif’e küfretmesi üzerine Safahat’taki şiirleri vasıtasıyla “Mehmet Akif ile mülakat” yapıp bunu ulusal bir gazetede yayımlattım ve darbecilere etkili bir cevap verdim.

        Postmodern darbe sürecinde onurlu ve dik duruşumuzdan taviz vermedim. Başörtüsü zulmüne, İstiklal Marşımızın yerine Onuncu Yıl Marşı’nın ikame edilmek istenmesine karşı çıktım. Özel Harekat Polisi M.Rıfat ağabeyimin Siirt’te şehit olmasından bir buçuk yıl sonra vatan haini muamelesine maruz bırakıldım. Türlü baskı, tehdit ve iftiralar sonunda Terme Lisesinde öğretmenken Eylül 1998’de memuriyetten istifa ettim. Şubat soğuklarında sert ayazlarda donmamaya çalıştım. Rızık Allah’tansa gam yoktu, hizmet için de yol çoktu. 12 yıl cumartesi ve pazar günleri de dahil dershanede çalıştım. Terme Gençlik ve Başarı Dershanesinde haftada 35-40 saat ayakta ders anlattım, bel fıtığı oldum. Dershanede de Türkçemizi en doğru ve güzel şekilde öğretmeye, vatan ve bayrak sevgisi vermeye, öğrencilerimizi iyi yetiştirmeye, ilgi ve yeteneklerinin olduğu programlara çok yüksek Türkçe netleriyle göndermeye gayret ettim. Dershanede de yıl sonunda şiir ve müzik gecesi organize ettim öğrencilerimle. Başörtülü öğrencilerimizin okullarda olduğu gibi dershanede de açtırılmak istenmesine şiddetle karşı çıktım yıllarca. “Karanlığa sövmek yerine bir mum ışığı yakma”ya, Hz. İbrahim’in ateşini söndürmek için su taşıyan karınca misâli çalıştım o zor şartlarda.

        Şirket müdürlüğü ve kuruculuğunu da yaptığım Birikim Dershanesinde ise çalışanların emek ve hakkını yememeye, ilk günden itibaren sigortalarını ödemeye, kimseyi sömürmemeye yani dürüst ticaret ve kaliteli bir eğitim-öğretim anlayışıyla dershanecilik yapmaya gayret ettik. Terme Halk Eğitim ile birlikte Eğitimci-Yazar Halit Ertuğrul’un öğrenci ve ailelere yönelik eğitim ve motivasyon seminerlerini organize ettik. Şehit ve gazi çocuklarının hepsini parasız, gariban öğrencilerin çoğunu da kaynak ücreti karşılığı okuttuk. Burada da birçok kardelenin umut ışığı, birçok gül yüreğin kahramanı olabilmeyi nasip eyledi Rabbim. Bazen beş parasız kaldık; çocuğumuzu, eşimizi doktora bile götüremedik. Ama kurs ücretini ödemeyen hiçbir veli yüzünden öğrencilerimizi dershaneden göndermedik, icraya da vermedik.  

         Benim gibi darbe mağdurlarına devlet okullarında görev yapma imkânı sağlanınca kurucusu olduğum dershaneyi 2010 yılında bırakıp açıktan atamayla Terme Teknik ve Endüstri Meslek Lisesine atandım. Öğrencilik hayatında büyük sıkıntılar yaşamış bir öğretmen olarak daha çok sevgi, ilgi ve öğrenmeye ihtiyacı olan, susuz ve bakımsız bırakılmış, solmaya yüz tutmuş yaban güllerine yardımcı olmaya; onların yüreklerine sevgi, şefkat, fedakârlık, ilim, irfan ve şiirle dokunarak kardelen ve solmayan güller yetiştirmeye gayret ettim. Öğrencilerime değer katabilmek, değerler eğitimi verebilmek, onlara şiir ve okuma sevgisi aşılayabilmek için yırtındım adeta. Sesimi kaybedince “öğretmen hastalığı”ndan ameliyat bile oldum bu okulda görev yaparken.

         3 yıla yakın görev yaptığım bu okulda meslek hayatımın çok önemli tecrübelerini yaşadım. Akademik yönden seviyeleri düşük öğrencilerimize edep, sevgi, saygı, adalet, özgüven, umut, Allah, vatan, millet, bayrak, Türkçe sevgisi, okuma alışkanlığıyla anlama, dinleme, yorumlama gücü kazandırmaya gayret ettim. Erdemli, dürüst, başarılı meslek sahibi öğrencilerim oldu bu meslek lisesinde de. Bu okuldaki öğrencilerimden onlarca uzman asker, astsubay, polis, gardiyan, güvenlikçi, bilgisayar ve elektrik teknisyeni, mobilya ve metal ustası, matbaacı, öğretmen yetişti.

         Sınavla öğrenci alan, Terme dışında Çarşamba ve Ünye’den de öğrencilerin okuduğu Mehmet Akif Anadolu Lisesine 2013 yazında tayin oldum. Öğrencilerime özgüven, umut, değer aşılamak için kalıcılık ve fırsat mesajları vermeye samimiyetle özen gösterdim. Kendi hayat hikayemle Türk ve dünya tarihindeki kıymetli şahsiyetlerin ibretlik başarı öykülerinden örnekler verdim. Onlara Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’in “Gençlerle Baş Başa” isimli klasik kitabını okutarak başarma ve mutluluğun yollarını göstermeye; doğuştan engelli (konuşamayan, yürüyemeyen, tutamayan) Christy Brown’un “Sol Ayağım” kitabıyla özgüven, azim ve cesaret vermeye gayret ettim. 

         Beş yaşından sonra iki gözünü kaybeden Aşık Veysel’in destansı bir hayat mücadelesiyle çağımızın en büyük ozanı oluşunu, gözlerini kaybeden Cemil Meriç’in okuma ve yazma aşkını, babasının vefatı sebebiyle ortaokulu terk eden, hastalık ve fakirlik derdiyle mücadele eden Peyami Safa’nın kendi kendini mükemmel yetiştirip büyük yazar olmasını, doğuştan sakat olan Kemalettin Tuğcu’nun büyük bir çile, azim ve sabırla yüzlerce kitaba imza atmasını ibret olarak anlattım. Allah, millet ve vatan yolunda bin bir çile çekmesine rağmen yolundan dönmeyen Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Mevlâna, Şeyh Edebali, Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli, Mehmet Akif, Necip Fazıl, Osman Yüksel Serdengeçti, Arif Nihat Asya, Sezai Karakoç, Nurettin Topçu, Oktay Sinanoğlu, Abdurrahim Karakoç gibi şair, yazar, ilim ve kültür adamlarının dava aşkını telkin ettim onlara. “İstiklal Marşı”, “Çanakkale Şehitleri”, “Bülbül”, “Zulmü Alkışlayamam”, “Bayrak”, “Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor”,  “Dua”, “Sakarya Türküsü”, “Utansın”, “Muhasebe”, “Bu Vatan Kimin”, “Dur Yolcu”, “Kara Toprak”, “Han Duvarları”, “Bingöl Çobanları”, “Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine”, “Anadolu Gerçeği”, “Yağmur” gibi meşhur şiirleri yorumlayıp seslendirerek onlara hem şiir zevki hem de milli ve manevi ruh kazandırmaya gayret ettim.

         Sevgili öğrencilerimin anne ve babalarıyla sağlıklı iletişim kurmalarına yardımcı oldum. Evlatlarını helal ekmekle besleyip onurlu ama çileli yolda ahlaklı ve kültürlü adam olmaları için gece gündüz mücadele veren anne eve babalarının gizli kahramanlar olduğunu, ebeveynlerine karşı daha saygılı ve sabırlı olmaları gerektiğini telkin ettim öğrencilerime.

         Aile ve öğretmenleriyle problem yaşayan öğrencilerimle, dersleri zayıf olanlarla daha fazla ilgilenip sıkıntılarını çözmeye, sabırlı, saygılı ve gayretli olmalarını telkin ederek onların okula ve hayata tutunmalarına çalıştım. Allah için çalışıp okumanın, ilim öğrenmenin hem zihnimizi hem de ruhumuzu beslediğini, hak ve hakikat için ilim öğrenmenin ibadet olduğunu anlatarak öğrencilerimde öğrenme aşkını tutuşturdum. Onlara verimli ve planlı ders çalışma tekniklerini, başarma yollarını tecrübelerimle pekiştirerek vermeye çalıştım. Vasat seviyede başarısı olan öğrencilerimin çoğu son sınıfta takdir alıp okul derecesi yaptı. Çoğu; istediği bölüm ve programları kazanıp hayata erdem, güven ve başarıyla atıldı. 

           Her hafta derslerin bir saatini millî ve manevi değerlerimize uygun kitapları okumayla iletişimli tahtada -akıllı tahtada- şiir, ilahi, türkü ve şarkı dinlemeye ayırdım. Mehmet Akif’in “Zulmü Alkışlayamam” isimli şiirinin bestesini, Yunus Emre’nin bazı ilahilerini, bazı meşhur türkü ve şarkıları hep birlikte söyleyerek şiirle müzik arasındaki çok derin ilişkiyi hissettirmeye, sanata dayalı duygu eğitimiyle birlikte sınıf ve okul aidiyeti kazandırmaya çaba sarfettim.

         “Kültür, Edebiyat ve Yayın Kulübü” veya “Kütüphanecilik Kulübü-“ rehber öğretmeni olarak, “Mehmet Akif”, “Yunus Emre”, “Mevlâna”, “Necip Fazıl” gibi edebiyatçılarımızla; “İstanbul’un Fethi”, “Çanakkale Zaferi ve Şehitlerimiz”, “19 Mayıs ve Millî Mücadele”, “İstiklal Marşımızın Kabulü”,  “Öğretmenler Günü”, “Kütüphanecilik Haftası” gibi özel gün ve zaferlerimizle ilgili anma ve kutlama programlarıyla “Ezbere Güzel Şiir Okuma Yarışması”, “Münazara Yarışması”, “Şiir ve Müzik Dinletisi”, “Okur-Yazar Buluşmaları”, “Termeli Şair-Yazarların Tanıtım Projesi” gibi sanat-edebiyat etkinlikleri yaptım öğrencilerimle. Ayrıca “Asım’ın Nesli Altın Kalemler” isimli çok kaliteli bir okul dergisinin çıkarılmasına öncülük ederek 60’tan fazla öğrencimizi okuyup yazmaya teşvik ettim, okulumuzu tanıttım, eski öğretmenlerle öğrencilerimizin de hatıralarına yer vererek geçmişten bugüne köprü kurmaya, okul aidiyeti ve kültürü oluşturmaya çalıştım.

         2013-2018 yıllarında Bilgi Matbaası öncülüğünde Bilgi Gazetesi yazarlarıyla birlikte 13 sayı süren “Bilgi Pınarı” isimli şehir dergisini büyük bir özveri ve kaliteyle çıkardık. Yazma yeteneği ve başarısı olan öğrencilerimin kaliteli yazı ve şiirlerini Bilgi Gazetesi ve Bilgi Pınarı dergisinde yayımladım.

         Vefa borcumu ödemek üzere 2020 yılında tayin olduğum Temel Kır Kız Anadolu İmam-Hatip Lisesinde de dergi hariç yukarıdaki bahsettiğim etkinlik ve anma programlarını gerçekleştirdik. “İstiklal Marşı’nın Kabulü ve Mehmet Akif’i Anma”  programını ilçede muhteşem bir başarıyla gerçekleştirdik. 2021 yılında Yakup Ar Hocam ile “1975’ten Günümüze Terme İmam- Hatip Lisesi”  isimli kitabı hazırlayıp yayımlamak nasip oldu. En önemlisi de ülkemizin hiçbir lisesinde olmayan bir kültür hizmetine imza atarak okul koridorlarında “Yunus Emre Kitaplığı”, “Mehmet Akif Kitaplığı”, “Necip Fazıl Kitaplığı”, “Yedi Güzel Adam Kitaplığı”yla “Termeli Şair ve Yazarlar Kitaplığı”nı okuldan bir kuruş para almadan kendi maaşım ve ailemin destekleriyle kurdum. Devletten, amirlerden ödül de beklemedim, bir teşekkür belgesi de almadım. Rabbimin rızasından başka bir ödül, makam ve şerefe talip olmadım. “Termeli Şair-Yazarların Okuma ve Yazma Yolculuğu” konulu unutulmaz bir panel organize ettik okulda. 

         Öğrencilerimin okuma alışkanlığı kazanabilmeleri içine birçok lisede hatta dershanede hikâye, roman, deneme, şiir türü eserlerden oluşan zengin kütüphane kurmaya gayret ettim. Birçok okulda sınıf kitaplığı oluşturup kitap kardeşliği tesis ettim. Çoğu okul ve sınıfta her hafta 1 veya yarım saat sessiz okuma çalışması yaparak binlerce öğrencime okuma sevgisi ve alışkanlığıyla birlikte anlama ve düşünme bilinci kazandırdım. Performans görevi olarak her dönem ikişer kitap okuyup tanıtmalarına öncülük ettim. Yıllarca her sınavın sonunda en yüksek puanı alan öğrencilerimi, önemli faaliyetlere katılanları kitap ve dergi hediyeleriyle teşvik edip ödüllendirdim. Birçok öğrencimin şair-yazar-akademisyen olarak yetişmeleri hususunda teşvik ve rehberlik ettim. Birçok öğrencimin ilk şiir ve yazılarının yayınlanmasına vesile oldum.      

         Sevgili öğrencilerimi sınıf içi ve okul genelindeki çeşitli kültürel ve sosyal etkinliklere katılmaya teşvik ettim. İlçe ve il çapında dereceler alan öğrencilerimiz oldu. Her dönem Türk edebiyatının en güzel şiirlerinden ikişer, üçer şiir ezberleyip sınıf huzurunda okumalarını sağlayarak performans notlarını verdim. Yıl sonunda da her yıl gerçekleştirdiğimiz ezbere güzel şiir okuma yarışmasına katılmalarını teşvik ettim. 

        Kıymetli öğrencilerimin öğrenme haklarına, emanetlere halel getirmemek, kul hakkıyla vebal altında kalmamak, örnek olabilmek için derslerime geç kalmadım; öğrencilerimi sınav öncesi ve son haftalarda bile kendi hallerine bırakmadım. Ayakta duramayacak, konuşamayacak durumlarla ameliyatlar dışında rapor almadım. Hatta Terme Lisesinde öğretmenlik yaparken ağır hastalığımdan dolayı doktor rapor verdiği halde raporumu okul idaresine vermediğim için koridorda nöbet tutarken bayıldığım, gözlerimi hastane acilinde açtığım bile olmuştur. Hasta oğlum, eşim, annem ve babamın başında sabaha kadar bekleyip uyumadan okuluma, öğrencilerime koştuğumu, felçli babama hastanede refakat ederken banyo ışığında sınav kağıtlarını okuduğumu; yüksek ateş, sancı ve ağrılar içindeyken bile ders anlattığımı, öğrencilerimi hayata ve sınava hazırladığımı unutmadım. Öğretmenlik hayatımda şehit ağabeyim, babam, dedem, amcam ve halamın cenazeleriyle zorunlu seminerler dışında sadece üç defa izin aldım: Kilis 7 Aralık Üniversitesindeki şiir dinletisi ve Kastamonu’daki konferanslarım ile Samsun Kitap Fuarı’na yazar olarak katıldığım imza günüm.

        Milli Eğitim’deki öğretmenliğimde bütün yazılı sınav sorularını ortak genel sınavlar hariç her yıl müfredata, kazanımlara, ölçme ve değerlendirme ilkelerine ve seviyeye göre özgün bir şekilde hazırladım. Önceki yılda sorduğum soruların aynısını sormamaya özen gösterdim. Cümlelerin çoğu hatta bazı paragraflar bile bana ait oldu. Her sınavda en düşük olanlarla en iyi öğrencilerimin seviyelerini gözettim. Üniversiteye hazırlanan son sınıflar haricinde her yazılıda ağırlıklı olarak okuma, anlama ve yazmaya yönelik sorular sordum; ayrıntılı cevap anahtarı hazırladım adaletli ve doğru bir ölçme yapabilmek için. Bazı öğrencilerin aldığı projelerin (yıllık ödevlerin) yanı sıra bütün öğrencilerimize performans ödevi (eski tabirle sözlü notu) olarak verdiğimiz kitap tanıtım ve kompozisyon kağıtlarını bile ölçekli olarak titiz şekilde okuyup puanlandırdım yıllarca.

         Öğrencilerin doğrularını, yanlış ve eksikliklerini görebilmeleri için her sınav sonunda sınav analizi ve değerlendirmesini yaptım mutlaka. Bazen bütün soruların cevaplarını açıklayarak verdim bazen öğrencilerin sınav kağıtlarını kendilerine gösterdim. Son yıllarda da cevap anahtarını sınıf panosuna astım yer yer. Test sınavlarından sonra da sonuçlarla ilgili analiz yaptım öğrencilere. 

         Dünya malı ve makamına talip olmadım hiç; üniversite hocalığı, müdürlük, belediye başkanlığı gibi birçok makam teklifini reddettim. İdealist bir eğitimci- yazar- hatip- kültür ve dava adamı olarak mukaddes yolda hayırlı hizmetler ve eserlerle Allah’ın rızasını kazanabilmeyi; sevgili öğrencilerimin gül yüreklerine dokunup muhabbet ve hayırla yad edilmeyi en büyük ve değerli makam addettiğim için Rabbimin bana nimet ve emanet olarak lutfettiği eğitim, ilim, fikir, kültür, edebiyat alanında hizmet etmeyi daha uygun ve hayırlı gördüm. 

         Yıllarca görev yaptığım okullarda ekstra faaliyet ve projelerden dolayı bir kuruş destek almadım. Hiçbir öğrencime ücret karşılığı özel ders vermedim. Öğrencilerimi sağlam bir kimlik ve kişilik kazandırdıktan sonra onları hem hayata hem de üniversite sınavına okulda en iyi şekilde hazırlamaya gayret ettim. Hem metot, sistem, rehberlik ve kaynak gibi ciddi eksiklikler sebebiyle hem de daha çok okuyup yazabilmek için okulda ve halk eğitim merkezinde açılan sınava hazırlık kurslarında görev almadım hiç. Yıllarca çeşitli okullarda “Mehmet Akif ve İstiklal Marşımızı Anlamak” teması başta olmak üzere çeşitli konularda verdiğim, eğitimciliğimin bir parçası olarak gördüğüm konferans ve seminerlerimden, okur-yazar buluşmalarından da bir kuruş ücret almadım. 

        37 yıllık öğretmenlik mesleğimde 10 bin civarında öğrencimin yüreğine, beynine ve hayatına sevgi ve edeple dokunmaya, değerler eğitimi vermeye gayret ettim. Bu dönemde 4 bin civarında kitap okuyup deneme, şiir, anı, hikâye, biyografi, derleme türünde yayımlanan 13 kitabımla, dergi ve gazetelerde yazdıklarımla binlerce okurseveri şiirden şuura, kültürden irfana, edepten edebiyata, dilden gönle, fikirden hikmete, sohbetten muhabbette, okumaktan tefekküre, tarihten hal ve istikbale, coğrafyadan vatana, şehirden medeniyete, yerelden milliye, milliden evrensele yolculuk eylemeye davet ettik. İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite öğrencilerine yönelik milli ve manevi değerlerimize uygun, okuma ve dil zevki verecek, okullarda okuma projelerinde okutulabilecek hikâye antolojileri hazırlayıp yayınladım: “Kırk Yazardan Kırk Hikâye”, “Ortaokullar İçin Hikâye Seçkisi”, “Gençler İçin Hikâye Antolojisi”. Türkçe sevgisi ve şuuru kazandırabilmek için “Türkçenin Feryadı ve Dil Davamız” isimli kitabı hazırlayıp yayınladım. Gençlerimize okuma, dil bilinciyle birlikte kültür ve medeniyet değerlerimizi kazandırabilmek için, birçok lisede proje olarak okutulan “Aşk Medeniyetine Yolculuk” ve “Ayağa Kalk Sakarya” isimli deneme kitaplarımı çıkardım. “Kar Renkli Çocukluğum” isimli eserimiz de Türkiye Yazarlar Birliği tarafından hatıra alanında 2024 yılının en iyi kitabı ödülüne layık görüldü. Hiçbir mülki amir hatta sevil toplum örgütü tarafından bile tebrik edilmedim. Anlaşılmadığımızda veya sözlerimiz tesir etmediğinde de Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle: “Tohum saç, bitmezse toprak utansın. / Hedefe varmayan mızrak utansın.” dedim tevekkül, sabır ve duayla.

         Para, makam, mülk yerine bilgi, kültür, sanat, kitap, insan ve iyilik biriktirdim. Gül yürekli öğrencilerime ve gönüldaşlarıma hak ve hakikat için eğitim, kültür, edebiyat alanında eserler, şiirler, güzel kelamlar, sohbetler, hayırlar, iyilikler, güzellikler, hoş sedalar, dostluklar, onurlu bir hayat bırakmaya gayret ettim. İnşallah bu fani dünyada gönüllerde “hoş seda” bırakır, hayır ve rahmetle anılırız. Rabbim hak ve hakikat üzere yaşamayı ve en güzel şekilde anlatmayı nasip eylesin.   
                                                                                            
          Aziz vatanımızın, zengin Türkçemizin, kutlu bayrağımızın, milli ve manevi değerlerimizin, kadim kültür ve medeniyetimizin sevdalısı olarak yapmaya çalıştığım öğretmenliği kutsal addederek sınıfa bir mâbede girer gibi girdim. Öğrencileri için alın teri ve gözyaşı döken, onların dertleriyle dertlenen, onların 10-20 yıl sonraki hayatını hayal eden, öğrencileriyle mezuniyetleri sonrasında da iletişim ve gönül bağını koparmamaya gayret eden, üniversite hayatlarında birçok öğrencisine maddi ve manevi destekte bulunan, kimilerinin düğünlerinde bulunup evlerine misafir olan, kimilerini evinde ağırlayan, 20-25 yıl önce mezun olan öğrencileriyle tek veya grup halinde görüşüp hasret gideren, onların eş ve çocuklarıyla tanışıp sohbet eden, güzel işleriyle, sağlıklı, hayırlı ve başarılı hayatlarıyla, huzurlu yuvalarıyla mutlu olup gurur duyan, 30-35 yıl önceki öğrencisinin yıllık ödevini dahi saklayan hatta postayla adresine birkaç kitabıyla birlikte gönderen, gül yürekli öğrencilerini hayır, dua, özlemle yad eden idealist bir eğitimci oldum.

          İlim, kültür, sanat; sevgi, merhamet, kardeşlik, vefa, güzellik, iyilik, dürüstlük, hak, hakikat, adalet, cesaret, erdem, azim, fedakârlık, sorumluluk, çalışkanlık, sabır gibi değerlerle örülü sağlam kimlik ve şahsiyet sahibi, vatan ve hakikatsever binlerce öğrenci yetiştirmeye gayret ettim. Öğretmen, mühendis, doktor, eczacı, diş hekimi, hakim, savcı, avukat, psikolog, sosyolog, gazeteci, televizyoncu, işletmeci, ekonomist, yönetici, genel müdür, danışman, mali müşavir, yüksek bürokrat, siyasetçi, akademisyen, mütercim, polis, subay, astsubay, uzman çavuş, imam-hatip, vaiz, müftü, muezzin, zabıta, güvenlikçi, tekniker, teknisyen, usta, sporcu, hemşire, ebe, hostes, esnaf, tüccar, iş adamı, müteahhit, mimar, veteriner, grafiker, desinatör, şair, yazar, tiyatrocu, ressam, oyuncu, müzisyen, sekreter, ziraatçı, çiftçi, şoför, işçi, pazarlamacı, turizmci, ev hanımı … hemen her meslekten öğrencim vatana, millete ve insanlığa çok hayırlı hizmetlerde bulunuyor şükürler olsun.

          37 yıldır aşk ve şevkle yaptığım öğretmenlik mesleğine 6 yıldır öğretmenlik yaptığım, yüzlerce kızımın gönlüne dokunduğum Temel Kır Kız Anadolu İmam-Hatip Lisesinde birinci dönemin sonunda -eğitim yılının ortasında- veda etmeyi hiç istemezdim. Benim için çok zor, ağır, hüzün verici bir karar oldu. Günlerdir gözyaşları dökülüyor özümden. Gül yürekli kızlarımın “Ne olur, bizi yalnız, yarım, öksüz, yetim bırakmayın Ahmet Hocam!” diye yalvarışları, ağlayışları; sevgi, saygı, minnet, özlem, sitem dolu mektup ve mesajları beni çok derinden sarstı, yaraladı. 

         Merhamet çiçeğiyle dokunabilmek gönüllere / Anne ve baba olabilmek sevgi yetimlerine / Çağırmak cinnete gebe akılları cennete / Mis kokulu dualarla gönülleri süslemek, / Boyamak goncaları gökkuşağı renklerle / Nakış gibi dokumaktır aşkı öğretmenlik. / Ayrılırken özdeki yaşları gizleyebilmek, / Tertemiz kardelenlerin hüzünlü gözlerinde / “Yarınki Türkiye”yi görmektir öğretmenlik.

          Derslerine girdiğim, yüreğime dokunan 11/A sınıfın gül yürekli kızları ile 10. sınıftaki öğrencilerimin çoğu, ayrılışımdan çok etkilendi. Canım evlatlarımın ağlayışları, yalvarışları beni de gözyaşlarına boğdu. Giderken bana birer mektup verdiler zarf içinde. Çok sevgili öğrencilerimin yürek mektupları, beni çok hüzünlendirdi. Hem huzursuzluk ve mahcubiyetle doldu yüreğim hem de şükür gözyaşları aktı gözlerimden. Özellikle de H. U. isimli gül yürekli kızımın benimle ilgili sevgi, özlem, acı, yalvarış ve sitem dolu duygularını yazdığı ve giderken bana verdiği anı defteri ve mektubunu okuduğumda dakikalarca hüzün yağmurları döküldü yüreğime: 

         “Gül yürekli öğretmenim, bazı insanlar yokluğuyla konuşur. Siz öylesiniz. Sınıfa her gireceğim saati siz yokken düşünüyorum. Anlatılmayan bir cümle eksik duruyor havada. Siz varken kelimeler susmazdı. Şimdi kitaplar açık ama anlamlar kapalı. Bize edebiyatı öğretmediniz sadece; bir cümlenin insanı nasıl ayakta tutabildiğini gösterdiniz. Şimdi o cümlelere tutunarak devam ediyoruz. Özlemek, adınızı duyunca susmakmış meğer. Bazı öğretmenler dersten değil, insandan sorumluymuş, bunu siz gidince anladık. Eksikliğiniz çok, bıraktığınız iz ondan da büyük. Hocam, keşke giymeseydiniz! Keşke bizi dökmeseydiniz, bizi bırakmasaydınız!..”

         Emekliliğimi duyup çok etkilenen, ilk dönemin son gününde çiçeklerle ziyaretime gelen, gül yürekli eski öğrencilerimin sürpriz ve anlamlı ziyaretleri yüreğime su serpti biraz. Ayrıca öğretmenlik mesleğine ve okula veda ettiğimi öğrenen, bu okuldan ve bundan önce 7 yıl görev yaptığım Mehmet Akif Ersoy Anadolu Lisesinden mezun bazı sevgili öğrencilerimin öğretmenliğim ve üzerlerindeki derin etkilerimle ilgili dijital mektupta yazdıkları çok samimi, anlamlı cümleler, güzel şahitlikler öğretmenlik hayatımın en ferahlatıcı sözleri, en anlamlı hediyeleri oldu:

         “Allah için sevgi nedir siz öğrettiniz bize hocam. Bir davamız olduğunu, imam-hatipli olmanın sadece bir isimden ibaret olmadığını siz öğrettiniz bize. Gün geçtikçe Müslüman olmanın bu pragmatist dünyaya bir başkaldırı olduğunu daha iyi anlıyorum hocam. Bize öğrettiniz çoğu şeyleri, şimdi anlamıyorsunuz ama ilerde anlayacaksınız dediğiniz sözlerinizi yavaş yavaş anlıyorum hocam. Çevreme baktıkça, yolunu kaybetmiş arkadaşlarımı gördükçe anlıyorum. Allah’a şükürler olsun ki bize sizin gibi bir rehber, bir rol model verdi. Hayatımızdaki iziniz, hep bâki kalacak hocam. Allah’a emanet olun çok sevgili hocam…”  (F. G. Ş.)

Ahmet Sezgin'in Kar Renkli Çocukluğum kitabına TYB' den hatıra ödülü Samsun  Termeli Şair ve Yazar Ahmet Sezgin, yeni kitabı "Kar Renkli Çocukluğum" ile  2024 yılı hatıra türünde yılın yazarı ödülüne layık görüldü!

        “Hayatıma dokunuşunuz, bizlere kızlarım diye seslenişiniz… Hayatımda yeriniz o kadar ayrı ki sizi anlatmadığım hiçbir hocam kalmamıştır. Emekliliğe ayrıldığınızı … Hocamdan üzüntüyle öğrendim. Kalbimin derinliklerine bir şeylerin ayrıldığını hissettim. Ayaklarıma soğukluk indi, başıma bir anda sıcaklık hücum etti.  Muhterem hocam, diğer gül yürekli öğrencilerin sizlere ihtiyacı yok mu? Sizin olmadığınız dersler, konferanslar, etkinlikler nasıl hayat bulacak? Siz öğrencinin içindeki cevheri ortaya çıkaran, ona özgüven veren, yüreğini edebiyat, sanat, maneviyat, şiir ile yoğuran bir öğretmensiniz. Kardeşlerimiz, siz olmadan bir proje okulunda nasıl yüreğini canlı tutacak?” (E. Ç.)

       “Siz yalnızca ders anlatan bir öğretmen olmadınız. Kaleminizle düşünen, konuşmanızla ufuk açan, duruşunuzla istikamet gösteren nadir insanlardandınız. Bir neslin zihnine bilgi, gönlüne ise ilke ve ahlâk tohumu ektiniz. Yazdıklarınızla bizlere kelimenin sorumluluğunu, anlattıklarınızla bilginin omuzlara yüklediği ağır ama onurlu vazifeyi öğrettiniz. En çok da susarak öğrettiniz: Vakarı, sabrı ve dimdik kalmayı… Bizler sizin öğrencileriniz olarak yalnızca notlar, kitaplar, dersler almadık; bir duruşu miras aldık. Haksızlık karşısında susmamayı, doğru bildiğini nezaketle savunmayı, ilmin yanında vicdanı yürütmeyi sizden öğrendik. Bugün hangi yolda yürüyorsak o yolun bir taşında mutlaka sizin emeğiniz var.

         Emeklilik kararınız, yalnızca bir mesleğin sonu değil; bir kürsünün, bir sesin, bir rehberliğin eksilmesi gibi geliyor. Bazı insanlar görevden ayrılır ama bıraktıkları iz, görevlerinden çok daha uzun yaşar. Emeklilik, bir geri çekiliş değil bilakis bugüne kadar verilen mücadelenin, harcanan emeğin vakur bir selamla taçlanmasıdır. Yeni hayatınızda sağlığınızın, huzurunuzun ve kaleminizin daim olmasını diliyorum. Bilgiye, yazıya ve hakikate olan yolculuğunuzun başka mecralarda devam edeceğine yürekten inanıyorum.  Emeğiniz, sabrınız ve örnekliğiniz için minnetle…” (M. A.)

        “Edebiyatı sevdiren, kelimelere kıymet öğreten, düşünmeyi, sorgulamayı, anlamayı fark ettiren bir hocam olmanız benim için çok büyük bir nasipti. Hayata nasıl bakmamız gerektiğini, bir insanın önce kendine karşı sorumlu olduğunu, şahsiyetli duruşun bazen kelimelerden daha gür konuştuğunu öğrettiniz. Sınıfa her girdiğinizde gül yürekli kızlarım diye hitap edişiniz, benim hayatım boyunca parayla satın alamayacağım güzel anlardı. Çünkü bazı kelimeler, deftere değil, vicdana yazılır. Siz hazır cevaplar vermediniz; doğruyu bulmayı öğrettiniz. Kolay olanı değil, doğru olanı seçmenin ağırlığını, onurunu öğrettiniz. Disiplini korkuyla değil, sevgiyle sağladınız. Vatan sevgisini sloganla değil, sorumluluk ve fedakarlıkla olduğunu hissettirdiniz. Size hem öğrenciniz hem de kızınız olarak söz veriyorum hocam: Çok çalışıp bu vatan için hayırlı bir evlat olacağım inşallah.” (R. Ç.)

        “Hocam sizinle çok özel, unutulmayacak günler yaşadık ve bu hatıralar sadece bir okul koridorunda, bir sınıfta kalmadı. Siz her zaman küçüklerin ve büyüklerin yüreğine dokunan bir öğretmen oldunuz. Bundan sonraki günlerinizde de yazılarınız, nice şiirleriniz ile beraber olacağız. Sizi asla unutmayacağım hocam. Emekleriniz, sevginiz, sabrınız için çok teşekkür ederiz hocam. Bu bir veda gibi gözükse de kalbimizde olan ve unutulmayacak bir emek var hocam.” (P. S. K.)

        “Siz, gönüllerimizi, kurumuş çölleri çiçek açtıran bir hocamız oldunuz. Sizin emeklerinizle yetişmiş ve mezun olmuş her öğrenciye eminim ki dualar düşüyordur. Emekleriniz, güzel ahlâkınız ve bıraktığınız izler bizimle yaşamaya devam edecek. Biz öğrencileriniz olarak sizden razıyız, Rabbim de sizden razı olsun, sağlıklı ve huzurlu bir emeklilik nasip etsin.” (H. Ş. V.)

        “Hayattaki en büyük mucizeyi sizin gibi bir öğretmenle karşılaştığımız zaman yaşadım. Öğretmen olmak, ezberlediğin bilgileri duygusuzca anlatmak değilmiş hocam, bunu sizinle öğrendik. Öğrenci olmak, sırtına çanta vurup okula boşa gidip gelmek, yıllarını amaçsızca heba etmek değilmiş. Okumak; bir aşk, dava uğruna ebediyen yaşamakmış, bunu siz öğrettiniz hocam. Okumak, aşk oldu, ışık oldu, varlığınız nefes oldu. İçimize sevgi tohumları ektiniz, sonra da büyütmek için yardımcı oldunuz. Allah sizden razı olsun.” (B. Kilim)

        “Yıllardır kendinizi Allah’ın rızası için hayırlı nesiller yetiştirmeye adadınız Hocam. Ümmet, millet ve şahsımda çok hakkınız var. Allah sizden razı olsun. Emekliliğinizde okuma, araştırma, anlatma, aydınlatma çabalarınız için inşallah daha fazla zaman bulabilirsiniz. Rabbim yâr ve yardımcınız olsun.” (M. E. Keçeci)

         Beden ve ruh sağlığımı korumak için bu zor kararı aldım ama aşkla bağlandığım öğretmenliği, davama hizmet etmeyi bırakmadım dostlar. Hizmetten, öğretmenlikten emekli olunmaz değil mi? Daha çok yazarak, konferanslar vererek öğretmeye, davama hizmet etmeye devam edeceğim inşallah. Rabbim hak ve hakikat üzere yaşamayı ve en güzel şekilde anlatmayı nasip eylesin.

         54 yıldır  öğrenci ve öğretmen olarak okula gidip gelen idealist bir eğitimci ve yazar olarak bunları uzunca anlatmam vacip oldu bize. Niye mi? Gönüldaşlarımız idealist eğitimcilerin kelaynak kuşları misali neslinin tamamen tükenmediğini bilerek istikbalimizden umutlu olsunlar istedim. Bir de samimi genç meslektaşlarımla öğretmen adaylarının “Türkiye’nin eğitim davası”na adanmış, binlerce öğrencinin gönlüne dokunmuş bir eğitimcinin bakış açısıyla tecrübe, fedakârlık ve mücadelesini bilerek biraz da olsa aşk ve şevke gelmelerini umut ettim.

         37 yıldır hak ve hakikat üzere öğretmen olma şerefini; ismiyle düşünüp konuşmayı, okuyup yazmayı bana nasip eden Rabbime şükürler olsun. Gül yürekli öğrencilerime ve aynı idealleri yaşatan gül yürekli öğretmenlere selam olsun. Bizim Yunus’un dediği gibi: “Bilmeyen ne bilsin bizi / Bilenlere selam olsun…. / Arkamızdan hayır dua / Kılanlara selam olsun.” 

          Güzel ve temiz Türkçeyle konuşabilmek, / Şiirden şuura ulaşmak gül yüreklerde, / Yolculuk eylemek aşk medeniyetine, / Yaratan Rabbin adıyla ve aşkla okumak, / Hilâli ak gönüllere yazmaktır öğretmenlik. / Yol alabilmek millîden evrensele / Vicdan terazisinde erdemli olabilmek / Yanabilmek hak ve hakikat aşkıyla / Gül yüreklere ilham vermektir öğretmenlik. / Gerçek aşka şiirlerle mektuplar yazmak, / Kopan bağları sevgiyle bağlamak, / Dirilişi arayan “kendi gök kubbemiz”de / Gönüllere âb-ı hayat sunmaktır öğretmenlik.

4 Şubat 2026

About The Author

6 thoughts on “Öğretmenlik Mesleğine Veda Ederken

  1. İnsan anılarıyla anılır muhterem hocam. Hatta ahirette bile anılarımızın hesabını vereceğiz. Önemli olan güzel anılar/hikayeler biriktirmek. Sizin bunu başardığınıza inanıyorum. Bundan sonraki hayatınızda yine güzel hikayeler/anılar biriktireceğinize inanıyorum.
    Saygılar…

    1. Mutlu oldum. Çok teşekkür ederim Akif Bey kardeşim. Allah’a emanet olun. Selam, dua ve muhabbetlerimle…

  2. Maşallah hocam, Allah razı olsun, bu millete ne güzel hizmetler yapmışsınız. Allah daim kılsın azminizi.

    1. Kıymetli Rabia Hanım, Amin. Allah razı olsun. Mutlu ettiniz. Rabbim hak ve hakikat üzere yaşamayı ve en güzel şekilde anlatmayı nasip eylesin. Selam ve dua ile….

  3. Değerli hocam Ömrünüz uzun kaleminiz hep var olsun. Rabbim sizin gibi kıymetli hocalar nasip etsin yavrularımıza. Sağlıkla huzurla geçsin kalan ömrünüz. Allah’a emanet olun 🤲 Dualarınızı eksik etmeyiniz.. selam ve dua ile

  4. Amin. Allah razı olsun değerli Nurdane Hanım kardeşim.. Allah’a emanet olun. Selam ve dua ile….

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir