Perge Antik Kenti: Taşların Hafızasına Bir Yolculuk

1
IMG_20250925_182712

          Antik kentlerde dolaşmak bana daima farklı bir haz verir; çünkü taşlar arasında
yürürken, zamanı aşan bir yolculuğun parçası olduğumu hissederim. Sabah
güneşiyle Antalya’dan yola çıkarken de içimde merak ve heyecan vardı. Şehir
merkezinden uzaklaşınca ovaya yayılan ışık, beni bir zaman yolculuğuna çağırıyor
gibiydi. Aksu’ya vardığımda karşıma çıkan sur kalıntıları, Perge’nin kapısında
durduğumun işaretiydi. Daha ilk bakışta, bu kentin sıradan bir antik yerleşim
olmadığını hissettim.
          Giriş kapısından adımımı attığımda karşıma çıkan sütunlu cadde, antik Roma’nın
şehircilik anlayışını bütün görkemiyle yansıtıyordu. Ortasından geçen su kanalı,
yalnızca serinlik için değil; aynı zamanda estetik bir düzenin parçasıydı. Bir zamanlar
buradan akan suların sesi, alışveriş yapan tüccarların seslerine, koşuşturan
çocukların neşesine karışıyordu. Bugün sessizlik hâkim, ama bu sessizlikte bile
geçmişin kalabalığına dair bir iz bulmak zor değil.
          Caddeyi takip ederek agoraya ulaştım. Roma döneminde ticaretin kalbinin attığı bu
meydanda, bir zamanlar baharat kokuları, kumaş tezgâhları ve kalabalığın uğultusu
vardı. Şimdi taşların arasına karışmış birkaç yabani ot dışında hiçbir şey yok. Ama
gözlerimi kapattığımda, o hareketli günleri hayal etmek kolay oldu.
Agoranın ardından yönümü stadyuma çevirdim. 12 bin kişiyi ağırlayabilen bu yapı,
Anadolu’nun en iyi korunmuş antik stadyumlarından biri. Uzun oturma sıralarına
baktığımda, antik oyunların coşkusunu duyar gibi oldum. Atletlerin yarışlarını,
seyircilerin tezahüratlarını, belki de şehrin ileri gelenlerinin gururla oturdukları locayı
gözümde canlandırdım.
          Biraz ilerideki tiyatro ise şehrin kültürel yaşamının merkeziydi. Roma dönemi
tiyatrolarının tipik özelliği olan sahne binası hâlâ ayakta. Burada sergilenen oyunların
yalnızca eğlence değil, aynı zamanda toplumsal ve politik bir işlevi olduğunu bilmek,
tiyatronun taşlarına daha farklı bir gözle bakmamı sağladı.
Gezimin bir diğer durağı hamam kompleksleri oldu. Roma’nın günlük yaşamında
hamamların ne kadar önemli olduğunu biliyordum; yalnızca yıkanma değil,
sosyalleşme mekânıydılar. Burada dolaşırken sıcak, ılık ve soğuk bölümleri zihnimde
canlandırmaya çalıştım. İnsanların sohbet ederek vakit geçirdiği, çocukların
koşuşturduğu, kentin nabzının attığı bir alan olmalıydı.

          Perge’nin tarihini okudukça, inançların da bu kenti nasıl şekillendirdiğini hatırladım. İlk
dönemlerde tapınaklarla dolu olan şehir, Hristiyanlığın yayılmasıyla birlikte bambaşka
bir kimliğe bürünmüş. Aziz Pavlus’un buraya uğradığını bilmek, taşlara bambaşka bir
anlam yüklüyor. Pagan tapınaklarının gölgesinden yükselen kiliseler, değişen
zamanların sessiz tanıkları.
          Günün sonunda akropolün tepesine çıktım. Buradan bakınca bütün şehir bir maket
gibi görünüyordu: sütunlu caddeler, agora, stadyum, tiyatro… Hepsi suskun, ama
suskunluklarının içinde güçlü bir hikâye barındırıyorlar. Güneş yavaşça batarken
taşların üzerine düşen gölgeler uzadı, sanki zaman yeniden eski günlerine döndü.
Perge’den ayrılırken hissettiğim şey yalnızca bir gezi yapmış olmanın keyfi değildi.
Burada yürürken tarihin katmanlarını adım adım takip etmiş, taşların arasında
kaybolmuş hayatları biraz da olsa duyumsamıştım. Bu yüzden Perge, benim için
geçmişle kurduğum en canlı temaslardan birisi olarak hafızamda yer etti.

About The Author

1 thought on “Perge Antik Kenti: Taşların Hafızasına Bir Yolculuk

  1. Akdeniz’in incisi antik harika yer gezmek görmek lazım kaleminize sağlık yazar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir