Babaların Günahını Evlatlarına Soranlar
Suçun bireyselliği ta! Roma Hukukundan beri bilinen bir gerçektir. Günümüzde modern hukuk sistemlerine de bu ilke çeşitli şekillerde yansımış bulunmaktadır. Asıl olan bu olmasına rağmen ne yazık ki pek çok kişi ve topluluk birilerinin yaptığı bir hata veya günahtan dolayı adeta o kişinin hatası/günahı yüzünden geniş bir camiayı zan altında bırakmak için ellerinden gelen tüm çabayı göstermektedirler.
Bugün Türk Ceza Kanunu’nun 20. maddesinde hem de Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınmış olan şahsilik(bireysellik) ilkesi, kolektif (toplum) ceza sorumluluğu anlayışını reddetmektedir. Doktrindeki objektif görüşe göre şahsilik ilkesi, kişinin suç teşkil eden kendi fiili sebebiyle cezalandırılması anlamına gelirken sübjektif görüşe göre ise söz konusu fiilin yalnızca objektif anlamda bir fiilin meydana gelmesi anlamında değil de kişinin kusurlu bir fiili şeklinde meydana gelmesi anlamını taşımaktadır.
Cezaların şahsi olması demek, bir suçu ya bağımsız ve tek olarak yahut da iştirak suretiyle işlemiş bulunmayan bir şahsın bu suçtan ötürü cezalandırılamaması demektir. Cezaların şahsiliği prensibi, İslam Hukuku’nun mihenk taşını oluşturmaktadır. İslam Hukuku’nda bu prensip sadece suçlarda değil, suçları da içine alan çok geniş bir çerçevede hiç kimsenin diğerinin günahını ve sorumluluğunu üstlenememesi şeklinde ifade edilmiştir
Cezaların şahsiliği prensibi, İslam Hukuku’nun mihenk taşını oluşturmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de cezaların şahsiliği prensibine işaret eden birçok ayet mevcuttur. Hz. Peygamber’in de cezaların şahsiliği prensibinin önemini vurgulayan birçok hadîs-i şerifi mevcuttur. İslam Hukuku’nun insanlığa en büyük mesajlarından biri olan cezaların şahsiliği prensibini modern hukuk ancak on sekizinci asırda benimseyebilmiştir.
Bu bilgiler ışığında; konuyu biraz daha detaylandırırsak günümüz İslam dünyasında yaşanılan pek çok olumsuz hadiseleri baz alıp Islama saldıran bir cahil cühelâ grubundan biraz bahsetmek isterim. Genelde İslam dünyasında özelde ise Afganistan’da olan Taliban denilen bir grubun yaptığı İslam’a aykırı eylem ve hareketleri nirengi noktası kabul edip Müslümanlara Islama saldıran sözde bir kesim var, ne yazık ki bu kesim ülkemizde sapla samanı birbirine karıştırmaktadırlar. Bu kesim hınç alır gibi hiç bir kutsal değer tanımayarak bütün kinini bireyleri örnek gösterip İslam’a saldırarak kinini, nefretini inanç sahiplerine kusmaktadırlar.
Hatta o kadar ileri gidip ideoloji aşılamak için “efendim şu kişi olmasaydı Afganistan’dan beter olurduk. Onun sayesinde kılık kıyafetimiz her şeyimiz oldu” vs. vs. Şurası bir gerçek ki bu şahısların derdi şu veya bu değil ruhlarında biriken bunalımı veya din düşmanlığını çeşitli bahanelerle kamuflaj edip topluma kin ve nefreti enjekte etmektir. Hiç bir toplum ne bir kişinin yaptığıyla abat olur ne de berbat olur. Adı üzerinde toplum bireysel değil. Tek kişinin yaptığı iyilik-kötülük dar çerçevede kalmak zorundadır. Toplum ise farklı karakter gösterir.
Bazılarının gözlerini o kadar İslam düşmanlığı bürümüştür ki yeryüzünde bir tek tahammül edemedikleri insan tipi inançlı insanlardır. Hangi din veya zümreye sahip olursa olsun herkese mavi boncuk dağıtan bu tipler Müslüman’a çok gördükleri müsamahayı bir balinaya hatta bir ota tanıdıkları hakkı, hukuku bile çok görürler. Eğer onları Yaratan bu dünyaya çok değer verseydi her gün ona isyan eden hatta küfreden nice kafir ve münafık zümresine bir damla su vermezdi.
Suçu veya hatayı bireyden genele yaymak ne kadar çok bizleri yanlışa sürükler. Örneğin babası yemek yerken evladının karnı doyar mı? Öyleyse babasının yaptığı hata neden evladını veya bireyden daha büyük olan toplumu neden zan altında bıraksın? Akla ve mantığa aykırı olan bu durumu ne yazık ki bazı aklı evveller toplum mühendisliği yaparak aleyhte kullanmaktadırlar.
Çoğu zaman hayret etmemek elde değil. Sözde Müslüman geçinen bazı kimseler bu tür münferit hadiseleri bahane edip dine imana saldırmaktadırlar. Sorsanız bizde Müslümanız derler. İnanın farklı dine mensup insanlar bile bu tiplerden daha müsabakalardırlar. İnançlı kesime daha toleranslı davranırlar, bireyin hatalarını genelleştirme yapmazlar.
Bakınız tarihte nice insanların babaları veya ataları farklı inanç ve karaktere sahipken evlatları akıl ve gönülleriyle daha farklı konuma gelmişlerdir. Malumunuz âlimden zalim, zalimden âlim doğar sözünü boşa söylememiş atalarımız. Tarihten ve günümüzden bu düşüncelerimizi örneklendirmek istersek. Bildiğiniz gibi üç semavi dinin kökeninde ortak olan Hz. İbrahim’in babası ne yazık ki puta tapan bir insandı. Buna rağmen Hz. İbrahim’in ömrü putperestliği ortadan kaldırmakta geçmiştir. Yine peygamber efendimizin hısım ve akrabalarından ona karşı çıkan ve onunla aynı şeyleri savunmayan hatta karşı duran nice insanlara rastlanılmaktadır.
Bugün artık modern toplumlardaki hukuk ve ahlak sistemlerinde suçun bireyselliği evrensel bir durum göstermektedir. Hiç kimse bir başkasının velev ki babası dahi olsa suçundan dolayı suça mahkûm edilmesi, cezalandırılması mümkün olmamaktadır. Lakin ilkel düşünceye saplanan bir kısım insanlar kendilerince bir yerde bir hata bulduğunu zannedip babasının yerine evladını suçlu konumuna koymağa çalışmaktadır.
Özetle, her koyun kendi bacağından misali herkes kendi yaptığının bedelini olumlu veya olumsuz ödemek zorundadır. Bu bir evrensel, dini ve ahlakı ilkedir.
