nusret

Sevgili çocuklar; benim adım Nusret,

Ben bir gemiyim. Ama sizin bildiğiniz gemiler gibi sıradan değilim. Ben bir mayın gemisiyim. Mayın da nedir diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum. Mayınlar, denizlere döşenen bombalardır. Gemiler, bu bombalara çarptığında batar.

“Ayyy ne kötü” dediğinizi duyuyorum. Ama çocuklar bu bazen gerekli. Çünkü siz bilmezsiniz ama çok uzun yıllar önce düşman, sevgili ülkemize göz dikti. Bir anda Çanakkale Boğazında yüzlerce düşman gemisi belirdi. Boğazı geçip İstanbul’u ve dolayısıyla ülkemi almak istiyorlardı. Böyle birçok gemiyi ancak boğazlara mayın döşeyerek durdurabilirdik. Onlar mayına çarpacaklarından batacak veya geri döneceklerdi.

Gerçi denize çıkıp hepsini dövesim gelirdi ama orada çağın en güçlü gemileri Ocean, Quin Elizabet, İrrasıbel, Buvet gibi gemiler vardı. Beni bir çırpıda yok ederlerdi. Ayrıca ben bir mayın gemisiydim. Yani bir savaş gemisi değildim. Mayın gemileri özel yapılırdı. Fazla su harcamazlar, daha küçükler mayınların üzerinden çarpmadan geçerlerdi.

Böyle bir saldırıda bana düşen, boğazlara mayın döşeyip düşman gemilerinin içeri girmesini engellemekti. Gerçi kaç gündür sürekli mayın döşüyordum. Oldukça da yorulmuştum. Yaklaşık üçyüz mayın yerleştirmiştim. Ama her yerleştirdiğim mayın, düşman mayın arama gemileri tarafından bulunuyordu. Bir anlamda boşuna yoruluyordum. Fakat yine de ümitsizliğe kapılmıyordum. Hem ümitsizlik bize yakışmazdı. Biz Müslümandık. Allah’tan ümit kesilmezdi.

          Böyle karamsar karamsar düşünürken Kurmay Başkanı Selahattin Adil, son kalan yirmialtı mayını da döşemeye karar verdi. Çünkü düşmanın boğazlardan geçme teşebbüsü her an başlayabilirdi. Bu mayınlar da tespit edilirse işimiz zordu. Ben bir yandan bunları düşünüyor diğer yandan dua ediyordum. Allah bizimleydi.

O gece benim kaptanım Tophaneli Yüzbaşı Hakkı Bey, denize çıkma hazırlıklarına girişti. Seviniyordum. Nihayet tekrar göreve çıkacaktım. Bir yandan da korkuyordum. Bu benim son gecem olabilirdi. Çünkü düşman gemileri arasından süzülüyorduk. Her an onlara yakalanabilirdik. Ama ne olursa olsun, ölürsem şehit olacaktım.

Sabaha doğru yola çıktık. Işıklarımız söndürülmüştü. Böylece düşman bizi görmeyecekti. Geç yola çıkmamızın temel nedeni düşman mayın arama gemileri denizi taradıktan sonra mayın döşemekti. Böylece bizim döşediğimiz mayınlar yakalanmayacaktı. Gerçekten de düşman mayın arama gemileri ve uçak pilotları denizde hiç mayın kalmadığını rapor etmişlerdi. İşte biz bu sırada göreve çıkıyorduk. Önümüzden bir düşman gemisi geçti. Ama bizi görmedi. Çünkü onlara göre oldukça küçüktüm. Ayrıca deniz hakimiyeti düşmanın elinde olduğundan bizleri küçümsüyordu. Birkaç gemiden ne çıkardı ki..

          Nihayet Yüzbaşı Nazmi Bey’in kılavuzluğunda karanlık Liman’a doğru ilerledik. Kıyıya paralel olarak yüzer metre aralıklarla ve suyun dört buçuk metre altında yirmi altı mayını sessizce denize döktük. Aslında bu mayınların tüm Birinci Dünya Savaşı’nın kaderini değiştireceğini ben dahil hiç kimse tahmin etmiyordu.

Bizim döşediğimiz mayınları hiç kimse görmedi. Düşman gemileri ertesi günlerde güvenle boğazlardan geçmeye kalkıştılar. İşte ne olduysa o zaman oldu. Benim döşediğim mayınlara, İngilizlerin o çok gurur duydukları ve yenilmez armada olarak kabul ettikleri gemiler çarptı. Boğaz’da peşpeşe İngiliz gemileri batmaya başladı. Düşman amirali şaşkınlık ve korku içindeydi. Tüm donanması yok olmanın eşiğindeydi. Donanmasını yok etmemek için 18 Mart 1915 tarihindeki saldırıyı geri çekti. Böylece düşmanı ben tek başıma, pardon mayınlarımla yenmiştim. Benim bu başarımı İngilizlerin meşhur devlet adamı Winston Churchill 1930’da Revue de Paris” dergisinde kabul etmekte ve şöyle demektedir: “Birinci Dünya Savaşı’nda bu kadar insanın ölmesine savaşın ağır masraflara mal olmasına, denizlerde 5,000 tane ticaret ve savaş gemisinin batmasına başlıca neden, Türkler tarafından bir gece önce atılan ve incecik bir çelik halat ucunda sallanan yirmi altı adet mayındır.”

Evet çocuklar; ülkemiz çok zorluklarla kurtarıldı. Bu kurtarılmada herkesin katkısı oldu. Ama benim ve mayınlarımın katkısı, savaşın kaderini değiştirdi.

 

 

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir