Beraat ve Tevbe
Berat gecesi, insanın kendini muhasebeye çektiği, günahlarından arınmak için Rabbine yöneldiği, af ve rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı rahmetle kuşatılmış bir zaman dilimidir. Bu gece, yalnızca bağışlanma dilemek değil; affedici olmak, kalpleri onarmak, sorumlulukları hatırlamak ve hayatı yeniden anlamlandırmak, günahlardan kurtularak psikolojik bir rahatlama için verilen fırsattır.
Berat, geçmişi affa, geleceği umuda teslim etme gecesi,
Berat, nefsin zincirlerini kırıp rahmet iklimine yürüyüşün adı,
Allah’tan af bekleyenlerin, insanlara karşı da affedici olmayı öğrendiği zaman,
Berat, kalplerin arındığı, umutların dirildiği mübarek gecenin adıdır…
Gaybın habercisinin, “Şaban ayının on beşinci gününü oruçlu geçirin. Gecesinde ise ibadete kalkın. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teala keyfiyetini bilemediğimiz bir halde en yakın semaya tecelli ederek fecir doğuncaya kadar: ‘Bağışlanma dileyen yok mu, onu bağışlayayım! Rızık isteyen yok mu, ona rızık vereyim! Musibete uğrayan yok mu, ona afiyet vereyim…’ buyurur.”(İbn Mâce, İkâmetü’s-Salavât, 191.) haberiyle umut bahş olun kullar için bu gece; nedamet ve umut zamanıdır. Elleri duaya, gönülleri semaya açıp; Rabbimizin mağfiret iklimine girmenin fırsatı, tevbe gecesidir bu gece.

Tevbe,Tevbe, bir suçun itirafı değil yalnızca;
kalbin, unuttuğu hakikate yeniden uyanışıdır.
İnsan, bazen sözde kaybolur,
bazen düşüncede,
bazen de kendi gölgesinde…
Ve bir an gelir,
ruh, asıl sahibini hatırlar.
Tevbe, pişmanlığın gözyaşı değil sadece;
dağılmış bir iç âlemin yeniden toparlanmasıdır.
Aklın güzel sandığı şeylerden,
kalbin Hakk’a yabancı bulduklarından
sessizce uzaklaşmaktır.
Bir yön değiştirir insan:
Hakk’a doğru,
rahmete doğru,
asla doğru…
Tevbe,yaralı bir kalbin kendini yeniden inşa etmesi,
bozulan yolların ihlâsla onarılmasıdır.
Kul, içten bir niyetle döndüğünde,
yalnız kendini değil,
başkalarına da bir yol gösterir:
Sözle değil, hâl ile, adam olmaktır, Âdem olmaktır…
“Ey iman edenler! Allah’a içten, samimi ve köklü bir dönüşle tevbe edin.”
(Tahrîm, 66/8) Bu ilâhî çağrı, tevbenin sıradan bir pişmanlık değil; insanın bütün varlığıyla Hakk’a yöneldiği, kalbin, aklın ve iradenin aynı istikamette buluştuğu bir dönüş olduğunu haber verir. Tevbe-i nasûh, işte bu çağrıya kulak veren ruhun, kendini yeniden inşa etme yolculuğudur. Nevileri itibariyle tevbe ile ilgili birçok tasnif yapılmış olsa da, onu üç açıdan ele almak mümkündür:
Birinci ufuk, hakikatlere henüz kapalı olan avamın tevbesidir. Kul, Hakk’a muhalefetin kalbinde bıraktığı burkuntuyu hisseder; günahını idrak eden bir vicdanla,gönlünde buğulanan pişmanlığı bütün benliğiyle Hak kapısına yönelerek
tevbe ve istiğfar sözleriyle dile getirir ve pişmanım der…( Maide, 5/31.)
İkinci ufuk, perde arkasındaki hakikatlere yeni yeni uyanan havâssın adres güncellemesidir.Kul, huzura hakkın kendini görüp gözettiğine dair gaflete sebep olan aykırı her sözden, her düşünceden,her halden sonra kalbini kuşatan bulanıklığı fark eder; O’ndan O’na sıgınır. Bu durum; ilâhî yakınlığa yakışmayan her hâlden arınma çabasıdır. “Şüphesiz Allah, çokça tevbe edenleri ve tertemiz olanları sever.”sözünün sahinin iltifatına mazhar olmak için tevbe eder…(Bakara Suresi, 2/222)
Üçüncü ufuk, Onlar, kalplerine, sırlarına ve ahfâlarına perde olan mâsivâyı benliklerinin derinliklerinden söküp atar;ve yeniden, bütün nurların kaynağı olan Nûru’l-Envar ile irtibatlarının şuuruna ererler. Benden hatta bizden sıyrılarak; Sen, Sen, Sen derler ….Bu hâl, “O ne güzel kuldu! Çünkü o, sürekli Allah’a yönelirdi.” ( Sâd, 38/44) hakikatini gösterir. “Sensiz dünyayayı neyleyim”, “Bana Allah’ım gerek ”, “Bana Allah’ım Yeter” diyerek içli bir âh çeker; duygu ve düşüncelerine mâsivânın bulaşmış olabileceği endişesiyle sarsılıp inler…Makamı yükseldikçe yaptıklarını kafi görmez ve hakkıyla O’na kulluk edemediğini itiraf eder ve tevbe ederek Allah Rasulünün tevbesini böylece anlamaya çalışılır.
Tevbede yol alanlar, gönül kıblesini Hakk’a karşı edebe sabitleyenlere göre, Günah, insanın Rabbinden uzaklaşmasıdır; tövbe ise kalbin yeniden Allah’a yönelişidir. Bu yüzden tövbe, her mümin için bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Eğer işlenen günah yalnız Allah’a karşı ise, tövbenin üç şartı vardır:
İlki, günahı terk etmektir; çünkü günahla yürüyen bir kalp, hakikate varamaz.
İkincisi, pişmanlıktır; zira pişmanlık, tövbenin olmazsa olmazıdır.
Üçüncüsü ise kararlılıktır ; insanın, bir daha o günaha dönmemeye karar vermesidir.
Bu üç şarttan biri eksik kalırsa, tövbe tamamlanmış olmaz.
Kul hakkına terettüb eden günahlarda ise, eğer günah, bir kulun hakkına dokunmuşsa, tövbenin yolu daha derin, sorumluluğu daha ağırdır. Bu durumda insan, sadece Allah’tan değil, kuldan da helallik istemek zorundadır. Alınan bir hak mal ise iâde edilmeli, kırılan bir gönül onarılmalı, yapılan bir gıybet için aff istenmeli, düşürülen onur yeniden yükseltilmelidir ki, aksi halde tövbe kemale ermez.. (Nevevî, Riyâzu’s-Sâlihîn )

Hasılı, ciddiyet turnusolü olmalı tevbelerimizin; “Cehennem ’den korkarım.” deyip günahlardan kaçınmayan, “Cennet’e iştiyakım var.” deyip salih amelden uzak duran,
“Peygamber’i severim.” deyip sünnete kayıtsız kalan bir insan, iddialarında ciddî olamaz. (Kuşeyrî Risalesi)
Ömrünü kat’î günahlarla sûrî tevbeler arasında tüketen, Hakk’a dönüşlerini isyanlar arasında verilen kısa molalara dönüştüren kimselerin samimiyet ve ihlâsını kabul etmek de zordur ve tevbe zannıyla yapılan bu seremoniler için ayrıca tevbe etmek içtenliktir.
Berat gecesi bize sadece Allah’ın affına mazhar olmayı değil, affedici olmayı da hatırlatmalıdır. Zira Allah’tan af bekleyen affedici olur. Kendisine, ailesine, din kardeşlerine, çevresine ve tüm kâinata karşı affedici ve hoşgörülü olur ve affedeyim ki affedilmeye layık olayım der. ( Nur, 24/22)
Bu kutlu zaman dilimlerinde,
Unuttuğumuz sorumlulukları yeniden hatırlama, hayatı sadece dünyadan ibaret görmeye başladıysak durup düşünme; en yakınlarımızdan bile esirgediğimiz sevgi ve merhamet için Rabbimize yönelip tövbe etme, yetimlere, mazlumlara ve ihtiyaç sahiplerine sırt çevirdiysek yanlışımızdan dönme fırsatları bahşedilsin bizlere !
İhmal ettiğimiz kulluğumuzu yeniden gözden geçirme, yorgun ve incinmiş kalplerimizi dua, ibadet ve tefekkürle onarma nasibi, bizi kötülüğe sürükleyen yollara mesafe koyma; iyiliğin çoğaldığı bir dünya için sorumluluk alma nasibi bahşedilsin bizlere !
Rahmetin bolca tecelli ettiği bu zamanları iyi değerlendirme, tövbemizi, istiğfarımızı ve dualarımızı samimiyetle Rabbimize sunma, hatalarımızdan ve günahlarımızdan uzaklaşıp daha temiz bir hayata yönelmeye söz verilen geceler nasip olsun bizlere diyor ve Kutlu Nebinin duasıyla yazımızı nihayetlendiriyoruz; “Allah’ım! Gazabından rızana, cezandan affına, Sen’den yine Sana sığınıyoruz..” (Müslim, Salat, 222.)



Sa.Kardeşim..Tertemiz imanla dolu kalbinize ayna olmuş..Hikmet ve ilimle kaleme aldığınız yazınızı okumakla şereflendim.Rabbim yaklaşan Berat kandili hürmetine..Cümle müslüman kardeşlerimizle beraber dualarınızı ve dualarımızı kabul buyursun.Son ânımıza kadar emànette emin eylesin bizleri.Kemâli Muhabbetle..
Selamlar kardeşim.