İletişim Engelleri Ve Mükemmellik Hastalığı

0
iletişim 2

Ezop, Sisam Adası’nın Kralı Ladmon’un kölesi olmadan önce, çağın tanınmış bilginlerinden Ksantus’un kölesi imiş. Ksantus, bir gün Ezop’a demiş ki:

“Çarşıya git, bu akşamki misafirlerime en iyi, en lezzetli yemekleri yapmak için ne gerekiyorsa satın al.”

Ezop, Ksantus’un misafirleri şerefine verdiği ziyafette bütün yemekleri “dil”den yapmış. Ksantus, Ezop’u misafirlerinin önünde azarlamış:

“Nedir bu rezalet? Ben sana en lezzetli, en nefis yemekleri yap, dedim. Sen hepsini dilden yapmışsın.”

 Ezop “Evet efendim, en lezzetli yemekleri hep dilden yaptım” demiş. “Çünkü dünyadaki en güzel, en tatlı şey dildir. İnsanlar dilleriyle anlaşırlar, dilleriyle dua ederler, diğerlerine karşı sevgilerini dille anlatırlar. Dil olmasaydı, insanların hâli ne olurdu?”

Aradan belli bir zaman geçmiş; Ksantus, bu defa pek sevmediği kişilere ziyafet vermek istemiş. Yine çağırmış ama bu defa Ezop’tan en kötü yiyecekleri hazırlamasını istemiş. Ezop, bir önceki ziyafet gibi, çorba dâhil bütün yiyecekleri dilden yapmış ve efendisi kendisini azarlamadan yanına gidip eğilerek kulağına fısıldamış.

“Dünyadaki en acı, en çirkin, en kötü şey dildir. İnsanları, birbirine düşüren, kavga ettiren, aralarını açan, savaşlar çıkartan dildir. İnsanın başına gelen pek çok felaketin sebebi, dildir.” Ezop dilin gücünden bahsederken çok ince bir yönden yaklaşmış.

 

Dil insanları diğer tüm canlılardan ayıran en önemli iletişim unsurudur. Türkçe’yi yerinde güzel ve anlamlı kullanmak önemli bir meziyettir. Yaşadığımız dünya her kültürün her alanın birbirine hem çok çabuk entegre olacağı hem çok kolay yozlaşıp bozulabileceği bir zemine sahip. Her geçen gün insan; egosunu körükleyen bencilliği zirveye çıkaran bir haz ve hız çağı içinde savrulmakta. Her zaman her şeyin en mükemmelinin bizim olmasını istiyoruz. Sürekli bu yönde bir gösteriş ve tüketim çılgınlığı içinde ilkel beynimizi doyurmaya çalışıyoruz. İletişim kurarken de dilin gücünden ziyade kendi mükemmelliğini sergilemeye çalışan tiplerle karşılaşabiliyoruz. İşte tam da bu noktada mükemmel olma isteğinin hastalık safhasına gelen durumlara uç örnek olacak detaylarla dolu bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Thomas Curran’ın Mükemmellik Tuzağı kitabı ibretlik örneklerle dolu. Onlardan biraz bahsedelim.

1843 yılında geçen Nathaniel Hawthorne’un hikayesindeki örnekle devam edelim.

The Birthmark adlı hikayede tanımış bir bilim insanı; kimyager olan Aylmer Georgia adında kusursuz güzellikte bir kızla evlenir. Kızcağızın yüzü saf ve masumdur. Fakat sol yanağı üzerindeki küçük bir doğum lekesi onun bu güzelliğini zedelemektedir.  Aylmer  ‘kar beyaz bir yüzün üstündeki kızıl leke ‘ diye tabir ettiği bu kusurdan o kadar rahatsız olur ki Georgia’ya her baktığında bu kusurdan başka  bir şey göremez.

Aylmer için bu leke Georgia’nın ‘ölümcül kusuru’dur. Kısa sürede Aylmer’ın bu tiksintisi zavallı Georgia’nın da öz benliğini öteleyip özgüvenini ezerek kendinden nefret etmesine sebep olur. Ve maalesef hikâye, idealize edilmiş bir güzellik uğruna bu çabayla başlarken hüsranla biteceğinden kimsenin haberi yoktur. Karı koca bir plan yaparlar. Yetenekli bir kimyager olan Aylmer bir tedavi keşfedene kadar kimyasalları, bileşikleri deneye yanıla Georgia’ın üzerinde tetkik etmeye devam eder. Her gün yaptığı bileşiklere ilişkin formülleri not defterinden tetkik ederken bazı notlarının başarı gösterdiğini görse de aradığı hedeflediği idealize ettiği noktaya ulaşamamıştır. Ve tüm bu çalışmaları başarısızlık olarak kayda düşer.  Yine çalışmalarına devam eder ve adeta bir mucize olmuş gibi ‘ Eureka!’ diye bağırır.  ‘Cennet çeşmesinin suyu ‘ diye tarif ettiği karışımı Georgia’ya içirir. Kızcağız fenalaşır bayılır ertesi gün uyandığında bir prenses güzelliği ile yatan Georgia’nın yüzündeki doğum lekesi kaybolmuştur. Karıkoca bu mucize karışımı ve başarılarını güle oynaya kutlarlar. Ne yazık ki Hawthorne’un hikâyesinin sonu acı biter. Aylmer karısı Georgia’nın yüzündeki doğum lekesini düzeltmiştir ama bu onun hayatına mal olur. Georgia’nın yüzü düzelmiş olsa da çok geçmeden o da lekesi gibi yok olur gider.

Hawthorn’un The Birthmark’ı kaleme almasından kısa bir süre sonra dönem yazarlarından ve Annabel Lee şiiriyle tanıdığımız Edgar Alain Poe mükemmeliyetçiliğin trajik psikolojisine dair tüyler ürpertici.  ‘Artık bu kadarı da olamaz!’ dedirtecek bir hikâye kaleme alır. The Oval Portrait adlı hikâyeyi kısaca şöyle özetleyip değerlendirmeye geçelim. Poe’nun The Oval Portrait hikâyesinde yaralı bir adam İtalya yarımadasında terk edilmiş bir köşke sığınır. Beraberindeki uşağı onu ne kadar iyileştirmeye çalışıp yaralarını sarsa da durumu kötüye gider. Kendini bir odaya kilitler, ateşler içinde yatarken gözü duvardaki tablolara takılır hemen yatağın yanı başında tabloların hikâyelerini anlatan bir kitap bulunmaktadır. O ateşli yorgun dakikalar içinde kıvranırken şamdan ışığını kitabı okuyacak bir yakınlığa koymaya çalışır. Tam karşı duvarda kuytuda kalmış bir kadın tablosu dikkatini çeker. Bu tablonun hikâyesini arar bulur o kitapta. Ve açıkçası okuduğu şeyler şaşkınlığa düşürür bu adamcağızı. Çünkü tablonun hikayesine göre portredeki kız çok yetenekli ama biraz sorunlu olan genç bir ressamın karısıdır. Nadide bir güzelliğe sahip olan genç kadın kocasının kendini, sanatına adamasından dolayı mustariptir. İletişim içinde olmayı istemektedir. Sadece iletişim kurabilirim düşüncesinden dolayı kocasına model olmayı kabul eder. Ama ressam koca, sanatıyla o kadar meşguldür ki tabloda fırça darbeleri renk tonlamaları ışık oyunları  ile uğraşır günlerce gecelerce. Karısının yüzüne bakmamaktadır. Arada bir soğuyan kahvesinden içer modelin oturduğu koltukta olup olmadığını bilememektedir bile. Sonra birden bir anlığına kendine gelir bir de ne görsün karısı koltukta ilgisizlikten ölmüştür.

Bu bahsi geçen örnekler ebetteki abartıdır. Fakat içinde  dil iletişimin ne denli önemli olduğunu işaret etmektedir.  İnsan birlikte iken güçlü ve yapıcıdır. Birlikte iken doğar hayatın güzellikleri. Kendimizi bunca yoğunluk içinde savururken o kıymetli hayatın nerede biteceğini bilemeyiz. O sebeple dili doğru ve güzel kullanmak herkesin temel görevidir. İyi bir iletişim mutlu bir hayat demektir. İyi ilişkiler güçlü bir psikoloji demektir. Eninde sonunda her şey bitecektir ömürde !Ömür bitmeden iletişim içinde olmak en büyük kazançtır.

Çehov’un Vanya Dayı adlı eserinden bir sahne ile bitireyim yazıyı. Vanya Dayı adlı oyun Anton Çehov’un 1897’de yayınladığı bir oyun. Çehov, ülkesi Rusya’nın ekonomik ve toplumsal olarak karışık olduğu bir dönemde yazdığı bu tiyatro oyununda namusuyla çalışan ve kazandığı ile yetinmeye çalışan Vanya ve yeğeni Sonya ile çalışmadan gösterişli bir hayat süren Profesör Serebryakov ve genç karısı Yelena arasındaki çatışmayı anlattı. Anton Çehov “Vanya Dayı” oyununda Vanya ile yeğeni Sonya arasında geçen diyalogda şöyle diyor:

 

SONYA:

“Ne yapabiliriz? Yaşamak gerek! Yaşayacağız Vanya Dayı.

Çok uzun günler, boğucu akşamlar geçireceğiz.

Alınyazımızın bütün sınavlarına sabırla katlanacağız.

Bugün de, yaşlılığımızda da dinlenmek bilmeden başkaları için çalışıp didineceğiz.

Ecel gelip çatınca da uysalca öleceğiz ve orada, mezarın ötesinde, ‘Çok acı çektik, gözyaşı döktük, çok acı şeyler yaşadık,’ diyeceğiz…

Tanrı da acıyacak bize ve biz seninle canım dayıcığım, parlak, güzel, sevimli bir hayata kavuşacağız.

Buradaki mutsuzluklarımıza sevgiyle, hoşgörüyle gülümseyeceğiz ve dinleneceğiz…

İnanıyorum buna dayıcığım, bütün kalbimle, tutkuyla inanıyorum…

Dinleneceğiz! Dinleneceğiz!

Melekleri dinleyeceğiz, elmas gibi yıldızlarla kaplı gökleri göreceğiz.

Dünyanın tüm kötülüklerinin, tüm acılarımızın, dünyayı baştan başa kaplayacak olan merhametin önünde silinip gittiğini göreceğiz.

Ve hayatımız bir okşama gibi dingin, yumuşak, tatlı olacak.

İnanıyorum, inanıyorum buna.

Zavallı, zavallı Vanya Dayı, ağlıyorsun…

Hayatında mutluluğu tadamadın ama bekle Vanya Dayı, bekle… Dinleneceğiz… Dinleneceğiz!”

 

Son söz olarak şunu diyebilirim. İletişim her alanda huzur başarı kazanç sağlar. Ama her şey biter sonuç ölümdür. O halde bir şeyleri çok kaygı boyutuna vardırmadan iletişim içinde yaşamak en büyük kazanç en tatlı mutluluktur.

  • Ezop Masalları
  • Mükemmellik Tuzağı Thomas Curran Kronik Yayınları Sayfa 17-20
  • Vanya Dayı Anton Çehov Tiyatro oyunu

 

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir