WhatsApp Image 2025-03-30 at 12.19.16

Yunus Emre

 

Bursa’ya her gidişimde yol üstünde Yunus Emre Türbesi tabelasını görür ve her seferinde de vakitlice buradan geçersem bir uğramaya niyet eder, fakat bir türlü fırsat bulamazdım. Bu bayram Bursa’ya gitmek için erken çıkmıştım. Tam tabelanın önünden geçerken bu sefer gideyim dedim ve 27 km içerde olan Yunus Emre Türbesine gitmek için yoldan saptım. Bir yandan da burası gerçek türbesi mi yoksa makamı mı diye düşünüyordum…

 

Nihayet bir yerleşim yerine geldim ve buranın adının Yunus Emre olduğunu gördüm. Demek ki doğru yerdeymişiz. Biraz ilerde Yunus Emre Türbesi tabelasını görüp takip ettim. Türbeye doğru giderken yolunun sağında ve solunda Yunus Emre’nin beyitlerinden oluşan dövüzleri gördüm. Demek ki burası gerçek türbeydi. Sonunda bir cami ve etrafında türbe olan bir yere geldim. Girişte Yunus Emre Türbesi tabelası vardı.

 

Arabayı girişteki meydana bıraktım. Burası geniş bir yerdi. Karşıda Türkmen çadırı, yanında kültür evi ve müze onun yanında cami ve sol tarafta karşıda bir türbe… türbenin yanına geldim Yunus Emre’ye ait olduğunu beyan eden yazı vardı. Başında fatiha okudum.

 

Bu arada ileride bir mezar daha gördüm. Onun başına geldiğimde orda da Yunus Emre mezarı yazısıyla karşılaşıp şaşırdım. Oradakilere bunun hangisi gerçekten Yunus Emre’ye ait olduğunu sorduğumda onlarda bilmiyorlardı.

 

Derken yanından geçen bir aile merdivenlerin aşağısında ileride Yunus Emre’ye ait asıl mezarın olduğun söylediler. Hayda… millet bir mezar bulamazken Yunus Emre üç mezar bulmuştu..

 

O mezar türbe şeklinde değildi. Etrafın resmini çekerken mezar başında dua eden bir adam bize durumu anlattı. Şu anda önünde bulundukları mezarın Yunus Emre’nin asıl mezarı olduğunu hatta l. Dünya Savaşında Yunanların bu mezarı ateşe verdiğini daha sonra mezarın onarıldığını söyledi.  

 

  • Peki burası asıl mezarsa diğerleri nedir? Diye sordum
  • Kitabeyi gösterdi. Aslında burada anlatıyor. Ben buranın yerlisiyim. Bu mezarın yanında demiryolu geçiyor diyerek hemen dışardaki demiryolunu gösterdi. Gerçekten de burada bir demiryolu ağı vardı. Buradaki trenlerin seslerinden Yunus Emre rahatsız oluyor ve dönemin ileri gelenlerin rüyalarına girerek trenin kendisini rahatsız ettiğini beyan ediyor. Hatta trenler buraya yaklaşınca bilinmeyen bir güç tarafından yavaşlatılıyorlar. Bunun üzerine 1946 yılında Yunus Emre’nin mezarını buradan yukardaki 2. Yere taşıyorlar. Fakat Yunus Emre burayı da beğenmeyince daha ilerdeki şu andaki yerine taşınıyor…

 

Bu hikayeyi bize anlattığı için teşekkür ediyoruz. Kitabe’de de kurtluş savaşı sırasında Yunanlılar tarafından yakıldığını daha sonra Yüzbaşı Selim, türbeyi temizleyerek bugünkü duruma getirdiği yazmaktadır. 1947 yılında mezar dini törenle açılarak (mezar açılması dini töreni de nasıl oluyormuş onu da anlamadım ama) antropolojik inceleme yapılmışıtır. (Antropolojik incelemeden kastı nedir, ölüyü ve mezarı neden böyle incelemişler. Acaba kafatası incelemesine mi tabi tutmuş, onu da anlatmıyor) Kabir açıldığında cesedin sağ yanına yatar vaziyette hala ilk günkü gibi olduğu ve çürümediği görülmüş, bir eli alnının altında diğer eli ile mahrem yerini kapatıyormuş. 1949 yılında dini törenle 2. Mezarına taşınmıştır.

 

1240-1320 Sarıköy’de (bugünkü Yunus Emre ilçesi) doğmuştur. Tasavvuf terbiyesini Taptuk Emre’nin yanında yapmıştır. Yunus Emre’nin en önemli özelliği ilk Türkçe ilahi motiflerini sade, duru ve yalın bir Türkçe ile söylemesidir. Aradan 700 yıl geçmesine rağmen hala anlaşılmakta ve insanları etkilemektedir. Onun bu şiiri daha sonraki tüm şairleri etkilemiştir, tasavvuf/tekke edebiyatının zirvesi olmuştur.

 

Yunus Emre’nin kalp gözünün açılması ile ilgili şöyle bir menkıbe anlatılır: Yûnus Sarıköy’de yaşayan, çiftçilikle geçinen fakir bir kişidir. Önce buğday almak üzere Karahöyük’e gider, bir süre Hacı Bektâş-ı Velî’nin yanında kalır, geri döneceği sırada buğday yerine Hacı Bektaş ona “nefes” vermeyi teklif eder, fakat Yûnus ısrar edince kendisine dilediği kadar buğday verilerek gönderilir. Köyüne yaklaştığı esnada gafletinin farkına varan Yûnus, buğdayın bir gün tükenip nefesin ise tükenmeyeceğini düşünerek tekrar tekkeye döner ve nasip ister. Durum Hacı Bektâş-ı Velî’ye arzedilince o, “Bundan sonra olmaz. Biz o kilidin anahtarını Tapduk Emre’ye verdik, varsın nasibini ondan alsın” der ve onu Tapduk Emre’ye gönderir. Yûnus da Tapduk Emre’nin yanına varıp durumu ona anlatır; Tapduk Emre halinin kendisine mâlûm olduğunu, hizmet edip emek vermesi halinde nasibini alacağını söyler. Yûnus kırk yıl boyunca erenler meydanına eğrinin yakışmayacağı düşüncesiyle tekkeye sadece düzgün odun taşır. Rum erenlerinin Tapduk Emre’nin tekkesinde büyük bir meclis kurdukları bir gün mecliste Yûnus Emre ile birlikte Yûnus-ı Gûyende denilen başka bir Yûnus daha bulunmaktadır. Tapduk Emre cezbeye gelince Gûyende’ye, “Yûnus, söyle!” der, fakat Gûyende işitmez. Tapduk bu sözü üç defa tekrarladığı halde Yûnus-ı Gûyende yine işitmez. Bu defa Yûnus Emre’ye dönüp, “Yûnus, vakit geldi, o hazinenin kilidini açtık, nasibini aldın, hünkârın nefesi yetişti, sen söyle!” der. Gönlü açılan, gözlerinden perde kalkan Yûnus “şevk denizine düşüp” inci ve mücevher değerinde sözler söylemeye başlar (Manakıb-ı Hacı Bektâş-ı Velî, s. 48-49).

 

 

Fuad Köprülü’nün başlattığı Yûnus Emre araştırmalarıyla birlikte Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki ona ait mezarlardan üçünün Yûnus’un gerçek mezarı olduğu iddiası gündeme gelmiş ve bu iddia zaman zaman büyük tartışmalara yol açmış, konuyla ilgili çoğu popüler nitelikte birçok yazı yayımlanmıştır. Anadolu’da Yûnus’un mezarının bulunduğu söylenen yerler şunlardır: Eskişehir Sarıköy (şimdi Yûnusemre köyü), Karaman, Aksaray Ortaköy, Bursa, Manisa Kula Emresultan köyü, Erzurum Dutçu (Düzcü) köyü, Isparta Keçiborlu, Afyon Sandıklı, Ankara Nallıhan Emremsultan köyü, Ünye ve Sivas.

 

Yunus Emre’nin Risâletü’n-Nushiyye adlı tasavvufi bir mesnevisi ile Dîvân’ı Türkiye Türkçesinin en önemli metinleri olarak kabul görmektedir. Mısralarında kendisini “Şairler kocası” veya “Âşık Kocası” ibareleriyle tanıtan Yunus Emre, yaklaşık 1320 yılında, 82 yaşında ölmüştür. Ancak, nereye defnedildiği kesin olarak bilinmemektedir. Yunus’tan bahseden çeşitli kaynaklar, mezarının Sarıköy’de olduğunu söylemektedir.

 

Yunus, Mevlâna öldüğünde 34 yaşındadır ve Mevlâna’yı gençlik çağında görmüş, onun meclislerinde bulunmuştur. İki şiirinde, 1273’te ölen Mevlâna Celâlettin’in meclislerinde bulunduğunu anlatır ve ondan büyük bir saygıyla bahseder. Yunus’un, Anadolu’nun birçok şehrini gezdiğini, Azerbaycan taraflarına ve Şam’a gittiğini söyleyen ve bir iki şiirinde şeyhliğinden ve ihtiyarlığından bahseden Yunus, Risâletü’n-Nushiyye adlı mesnevisini 1307-1308’de yazdığını belirtir. Bu bakımdan, bu tarihte olgun bir eser veren ve 1273’te ölen Mevlâna ile çağdaş olan Yunus, 1320 yılında 82 yaşında ölmüştür.

 

 

 

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir