Şu Bizim Aşk-ı Memnu’nun Halit Ziya’sı

Şu beğenmediğimiz Halit Ziya’ya bakar mısınız? Hani şu Aşk-ı Memnu’nun (yasak aşk) yazarı diye burun kıvırdığımız Halit Ziya’ya….
Hatta Sabatayist diye bühtan edip uzak durduğumuz Halit Ziya’ya..
” Kırk Yıl ” adlı hatıratında Halit Ziya;
“Elimde mevcut olan kitaplara yeniden celbedilen eserler inzimam ederken (eklenirken) bir menba mebzuliyeti ( kaynak bolluğu) arasında yegane müşkül olan cihet mütevazin (ölçülü), mütenasip (orantılı), bütün hatları mütekabilen mütevazi umumi bir plan çizebilmekti. Bütün vücuda gelecek binanın malzemesi ortaya yığıldıktan sonra yapmaya karar vererek her hevesine küşade (açık) olan sütunlara bunlardan doldurmaya başladım.(burada kastettiği genel edebiyat tarihi)
Bu yazıların içinde İbrani ve Sanskrit edebiyatı tarihleri en ziyade intizam altına yazılabilmiş olanlardı. Birincisi için Ahd-i Atik’i ( içinde Tevrat, Hz. Musa’dan sonra gelen Yahudi peygamberlerin hayatı, Hz. Davut’un mezmurları, Hz. Süleyman’ın sözleri ve Hz. Eyyub’un hikayelerinden oluşan Ketibüm’den müteşekkildir) teşkil eden kitaplar, “Agniyetü’l- Agani”, “Mezamir-i Davut, Ernest Renan’ın “Elsine-i Saniye” hakkındaki eseri, ikincisi için bir vakitler en meşhur müşteşriklerin iştirakiyle teşekkül eden “Şark Kütüphanesi” külliyatında bulunabilen asar (eserler) ile Lahor’un Hint Edebiyatı tarihi nam kitabı en kıymettar birer memba oldu. Beni bu Şark edebiyatı içinde en ziyade düşündüren Arap edebiyatı idi. Ve Ziya Paşa’nın “Harabat” külliyatında Arapça müntehebatından istifade çarelerini büyük bir korku ile düşünürken bir yandan da Kur’an’ı Kerim’i bir ders halinde aslı ile Türkçe ve Fransızca tercümeleri arasında mukabele yaparak tetkik ediyordum. Bu son işte “Tibyan” ile Kasimirski tercümesi ve bilhassa Jules le Beaume’un “Kur’an’ın Tahlilī Tercümesi” nam eseri bana vefakar bir rehber oldu.” diye anlatırken bu aşka, bu azime hayran kalmamak elde değil.
Bu satırların devamında Şimal edebiyatı ile de ilgilendiğinden, Rus ve Fin edebiyatının numunelerini incelediğinden de bahsediyor…
Halit Ziya, bütün bunlarla ilgilenirken ailesi İzmir’in önde gelen varlıklı ve saygın ailelerinden olan Uşaklıgil ailesinden gelmekle beraber edebiyat alemi içinde bir lümpen hayatı yaşayan bir züppe olmamış hiç…
Gencecik yaşta çalışma hayatına atılmış, önce babasının ticarethanesinde çalışmaya başlamış sonra buradan ayrılarak genç yaşında bir dönem hem Osmanlı Bankası’nda memur olarak çalışmış, hem İzmir Rüşdiyesi’nde Fransızca öğretmenliği yapmış hem de İzmir’in en ünlü gazetesi “Hizmet” gazetesini çıkarmıştır. Her bir güne üç iş, bir koltuğa üç karpuz sığdırmış…
Halit Ziya adeta bir Frenk şehri olan İzmir’de bir Frenk gibi yaşasa da Müslümanlığı ve Türklüğü hakkında söz ettirmez kimseye. “Kırk Yıl” adlı kitabında okuduklarıma göre Uşaklıgil sülalesi ile ilgili Sabatayist iddiaları pek doğru görünmüyor. Bir diğer adı Helvacızade olan sülalesi hakkında Halit Ziya bu hatırat kitabında,
“Uşakizade…
Evet, ta Türklüğün göbeğinden, karışıksız, bulanıksız halis Türk kanından, ta Uşak’tan geldik” diyor.
Babasından bahsederken de;
“İzmir’den gelince babamı Eyüp’e sevkeden sebebi onun kalbi temayüllerinde aramak lazımdır. O, daha sonraları sabit oldu, bir iş adamı olmaktan ziyade bir fikir ve his adamı idi. Zamanında yegane tahsil zeminini teşkil eden Arap ve Acem lisanlarıyla iştigal edilmiş, henüz çocuk iken babasının yanında hacca gitmiş, Farisi ile ziyade uğraşmasından Mesnevi ve Hafız-ı Şirazi ile fazla ülfet husule gelmiş, onların telkiniyle kendisini tasavvufla iştigale sevketmiş idi.” diyor.
Yine, isminin konulmasını anlattığı paragrafta;
Ben doğunca babamın pek derin hislerle taziz ettiği muhibbinin(babasının sevgili dostu Mehmet Bey) kucağına verilmişti, kulağıma o ezan okumuş ve parmağını dudaklarıma bastırarak bana mehmet Halit Ziyaettin ismini vermiş.” diyor.
Bu anlatılanları okuyunca Uşakizade’ler nasıl Sabatayist olur diye bunu diyenlere kızmaktan kendimi alamıyorum.
1- Uşaklıyız, halis Türk’üz diyor.
2- Babası Hacı Halil Efendi, küçük yaşta babasıyla hacca gitmiş.(hacca gitmek Yakubiler dışında diğer Sabatayist gruplarda görülen bir adet değildir. İlk başta öncüleri bu adeti yerine getirseler de son devrelerde Yakubilerin de bu adeti yerine getirdikleri meşkuktur.)
3- Kulağına ezan okunarak ismi konulmuş..
Sabatayistler dıştan Müslümanca görünürler ama evlerinin içine zinhar İslam’ı sokmazlar… Halit Ziya’nın anlattığı bu kulağına ezan okunması evde de İslam adetlerinin olduğunu ve Sabatayistlikle bir alakalarının olmadığını gösterir
Hatıralar bazen tarih kitaplarında tesadüf edemeyeceğiniz ayrıntılar hakkında daha sahih bilgilere ulaşmamızı sağladığı gibi anlatıldığı dönemin ruhunu anlamanıza yardımcı olur. “Kırk Yıl”adlı hatıratında Halit Ziya Uşaklıgil’in bazı şahitlikleri ve başından geçenler de dönemin ruhunu anlamak bakımından ilginç anekdotlara sahip.Bir gün bir dostuyla gazetenin idarehanesinde sohbet ediyorlar. Dostunun sorusu üzerine Halit Ziya iki küçük roman hazırladığını, adlarının Deli ve Dayda olduğunu söylüyor.
Bunun üzerine dostu; ” deli isminden ürkmüyor musunuz? bunun ismi sarahaten gösteriyor ki mevzuu da cinnete dair olacak. Bir kere bu kelime Türk lehçesinden silinmiştir. Sultan Murat’ın (Beşinci Murat) deli diye hal’olunduğunu ve Abdülhamit’in bu kelimeden korktuğunu bilirsiniz. O halde… ismi değiştirmek de kafi değil. Mademki mevzu cinnettir…” diyerek o dönemin edebiyat dünyasına kadar sinen ruhunu ortaya koymuştur.
Öbür romanını ise ” mevhum bir diyarın, mesela Vasati(Orta) Asya’da bir memleketin geçmiş bir zamanında genç bir sultanı var ki firaş-ı aşkına (aşk yatağına) daima değişen genç kızlar alıyor. Bunlardan biri “Dayda”; bu mülevves (iğrenç) aşk gecesinden kurtulmaya imkan olamayacağını bildiğinden hiç olmazsa onun intikamını almak için saçlarının arasında ince, küçük bir şiş…” şeklinde anlatınca dostu; “Bu daha fena” diyor. Abdülhamit’in mütemadiyen genç kızlar istifraş (yatağa atma) ettiğine bir işaret ! Sonra, onun en ziyade sukastten korktuğuna herkes vakıftır” deyince bu iki küçük roman çöpe gidiyor…
Abdülhamit gibi bir deha sultana İslamcılar da dahil her görüşten aydının neden muhalefet yaptığının ip ucunu bu yazılanlarda görebiliriz…
Aşkı Memnu’yu okumadım, başka kitaplarını da… Kendisini teslimiyetçi batıcı bir yazar olarak bildiğimden vakti zamanında kitaplarına hiç ilgi duymadım. Daha sonraki zamanlarda da Aşk-ı Memnu filmi yüzünden Halit Ziya’ya uzak durdum. Ancak “Kırk Yıl” adlı hatıratını okurken kaleminin etkileyiciğinin, üslubunun akıcılığının, kelime hazinesinin zenginliğinin, bilgi dünyasının derin ve enginliğini farkına varınca saygıya değer bir yazar olduğunu çok geç de olsa anlamış oldum.
ufuk doruk