hollanda

Hollanda deyince aklımda canlanan şeyler neydi acaba?

Her şeyden önce babam geliyor.

Emekli olmadan önce ve olduktan sonra on yıldan fazla kaldığı ülke.

Bizim yıllarca zihnimizde yer alan, kulak kabarttığımız, merak ettiğimiz ve biraz da babamızla ve sonraları annemizle de aramıza giren ama tüm buna rağmen de kızamadığımız bir ülke.

Bu işin duygusal ve ailevi yönü.

Ancak işin kültürel arka planında, bilinçaltında Hollanda’nın karşılığı ne acaba?

Sözü hiç eğip bükmeye gerek yok. Hollanda deyince aklıma sömürgecilik geliyor ilkin.

Evet sömürgecilik. Kene gibi yapışıp, ahtapot gibi kavrayıp, mengene gibi kanını sıkıp milletleri ezme, zayıflatma, sömürme ve kendi bedenini büyütme.

Benim aklıma ilkin bu geliyor.

Sonra cinsel sapmalar konusundaki sınırsız özgürlükler (?) geliyor.

Fıtratı bozmaya yönelik her türlü çabanın imkân bulduğu ancak bunun tenkidinin ise kesinlikle yasaklandığı ülke geliyor…

İnekleri geliyor sonra. Hollanda inekleri, çiçekleri. Belki de en masum ve yararlı olanı bunlar. İnsanlara şifa sunuyorlar. Kimseyi sömürmüyor ve ahlaksızlık yapmıyorlar.

Cemil Hoca’nın oğlu olmanın değişik hallerini yaşıyorum.

Her şeyden önce, burada Cemil Hoca’nın oğlu olmak çok ağır. Onun burada oluşturduğu havayı sürdürebilmem çok zor, en azından bozmamam gerek.

Bir hoca bu kadar mı sevilir?

Bir hoca bu kadar mı takdir edilir?

Bir hoca bu kadar mı önemsenir?

İnsanlar beni görmeye geliyorlar.

Aslında Cemil Hoca’nın oğlunu görmeye geliyorlar, bundan da doğrusu, Cemil Hoca’dan bir esinti, bir rayiha hissetmek, sanki onunla hasret gidermek, ona dokunmak için geliyorlar.

Namaz sonrası gençlerle tanışırken bir delikanlı:

“Ben Cemil Hoca sayesinde namaza başladım, Kur’anı öğrendim. Önce camiden nefret ederdim, ama şimdi cami en çok sevdiğim yer.”

Bu iki günde buna benzer pek çok söz duydum. Ve ne kadar sevindim.

“Cemil Hoca’nın oğlu gelmiş deyince ben de küçük bir çocuk bekliyordum. Hatta tanımadığım çocuklardan hangisi olabilir diye kendi kendime düşünüyordum.”

“E ne yapalım, bir zamanlar dediğin gibi küçük bir çocuktuk, ama hayat insanları değiştiriyor, dönüştürüyor.”

Yaşlı bir amca namaz sonrası soruyor:

“Sen gerçekten Cemil Hoca’nın oğlu musun, öz be öz oğlu musun?”

Ben de yanımdakiler de bu soruya pek anlam veremesek de dudaklarımdan tuhaf ve zoraki bir, “Evet” kelimesi dökülüyor.

“Kusura bakma senin gerçekten öz oğlu olduğuna inanmam için tesbih ve saat testinden geçirmem gerekir.”

Ben de latifeyle cevap verdim:

“Siz de kusura bakmayın ben o testten sınıfta kalırım, hiç denemeye gerek yok.

Zaten babam da bana zaman zaman takılırdı tespihlere, saatlere bakarken benim ilgisizliğimi görünce,

“Oğlum baba mesleğini iyi öğren, gel de bak,” derdi.

Böyle bir babaya sahip olduğum için Allah’a şükrettim, şükrediyorum.

Bu çağda böyle bir insan bulmak gerçekten çok zor.

Mehmed Akif için dostu Mithat Cemal’in harika bir tespiti vardır:

“İlk tanıdığım zaman ona inanmadım. Bir insan bu kadar temiz olamazdı. Fena aktör, melek rolünü oynamaktan bir gün yorulacaktı. Gayr-i tabiî bir faziletten yorulan yüzünü bir gün görecektim. Fakat otuz beş senedir bu gün gelmedi. Otuz beş sene onun yanından her çıkışımda, kendime hep bu sualleri sordum: Bu tevazu, kendi kendini inkâr edercesine nasıl çıkıyordu? Mahrumiyetlerden yılmayan seciyesiyle kendisini nasıl kahraman sanmıyordu? Onu yakından tanıyanlar için her geçen gün, nasıl onun lehine geçen bir gün oluyordu? Onun temizliği yanında insan kendi günahlarından mustarip olurken o, kendisinin sizlerden başka olduğunu nasıl görmüyordu?”

Arkadaşı bekler Akif’in rolünün sona ermesini ama zaman ilerledikçe onu daha çok sever ve samimiyetini anlar.

Babamda da aynı durum var.

Bir insan bu kadar samimi, hasbi, içten, riyasız, sevgi dolu, cömert, gayretli olamaz.

Onun bu güzel tavırlarının altında zaman zaman ben eziliyor, fazlalığından rahatsız oluyorum.

Allah sıhhat, afiyet, hayırlı ve uzun ömürler versin.

5 Temmuz 2008, Dordrecht

Mehmet Nezir G.

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir